Anonim Sinema
Halk Matinesi
Sign Up!
Login
Welcome to Anonim Sinema
Sunday, September 05 2010 @ 01:40 AM CDT
Email Article To a Friend View Printable Version

2 yazı

General News

bu da ikinci yazı

senaryo ne senyor?

dil, ihtiyaçtan doğmuş olmalı, birdiğerine bi şey anlatma derdinden, çabasından...

yazı ise bir dilin şekli şemalidir

sinema da bir dildir, harflerden değilde görüntü, ses, yazı, efektler ve bunun gibi şeylerden oluşur.

bu konuda televizyon aslında herkese bir anlamda sinema dilini de öğretmiş oluyor çünkü diyelm ki bir dizide bir kişi bir yöne doğru konuşmakta görürüz, sonra kamera başka bir kişiyi gösterir ise, biz anlarız ki birinci kişi ikinci gördüğümüz kii ile konuşmaktadır

görüntülerin kendi başlarına birer dil olduklarını ınutmamak icab eder

çekmek üzere bir metin oluşturacaksak, ki buna illa da senaryo demek gerekmez, aslında en güzeli film öyküsü dimektir, bir film öyküsü hazırlayacaksak burda neye dikkat etmek gerekir, bir bakalım.

neticede ister adına senaryo, ister film öyküsü diyelim, yazılan şey bir anlamda edebiyat oluyor olacak, edebi metinlerin de kendine göre kuralları ve kısıtlamaları olabilir, bunların ne olduğunu bilmiyorum:)

görüntünün de kısıtlaması olacak elbette, bu kısıtlama bizim kullandığımız kameranın teknik inkanlarıyla ilgili olabilir, oyuncuların sınırlarıyla ve yetenekleriyle ilgilidir, o anki mekanın fiziksel koşulları ile ilgilidir, yani aslında herşeyle ilgilidir

aslında sonsuz bir alan açarmış gibi görünse de sinema, bu tür teknik ve insani şeylerle engelleniriz, engelleneceğiz

hele de bu ilk film projesi hepimiz için daha da problemli olacağa benzer

ama, bir şey yazmanaın değil, bir şey düşünmenin bile güç olduğu günümüzde, gelen fikirler ve yazıya dökülen taslaklardan bu zorlukları kolay altedebileceğimiz hissi eminim sizde de uyanmıştır

eğer belli bir metni de alsaydık -mesela yaşar kemalden bir öykü- ve filme çekmeye karar verseydik, yine işimiz kolay olmayacaktı, edebiyatın özelliğiyle bir şeyi cümleler dolusu tanımlama hali ile karşılaşacaktık o öyküde,  öykü okurken güzel gelsede çekmeye uygun olmayacaktı çoğunlukla, ve pek çok edebiyat uyarlamasında olduğu gibi, kitabı daha iyiydi dedirtecek bir tat yakalanacaktı çoğunlukla

peki ne yapmalı?

aslında tercih edilen şey şudur ki, filmi kafada bitirip, ve hatta ilk ve son görüntünün de ne olacağını akıldan tasarlayıp, sanki filmi izliyormuşuz da başkasına anlatıyormuşuz gibi olmalı hikaye.

şurda bazı senaryo başlangıçları var hatta, ordan bir iki senaryo örneği okuyabilir, yazım farklılıklarını inceleyebilir ve hatta ordaki senayoları da geliştirebilirsiniz

http://www.anonimsinema.net/halkmatinesi/forum/index.php?forum=1

Email Article To a Friend View Printable Version

1 yazı

General News



hareketli görüntüler demek olan bir filmde hareket nası olur da olur


Kamera hareket eder,

dikey ya da düşey çevrinme yaparak çerçeve değişir

Yakınlaşma ve uzaklaşma ile de hareket ederek çerçeve değişmiş olur


Oyuncu hareket eder, senaryoya göre istediği yere gider:)


Nesneler
hareket eder






Bakalım Şarlo ne demiş hareket konusunda?

"Sinemada hareket sözden güçlüdür. Binlerce kelimeyle anlatamayacağınız şeyi tek bir hareketle anlatabilirsiniz. Söylemediklerinizi de seyirci kendi kafasının içinde işitmiştir zaten. Seyirci hüzünlü bir surat gördüğünde, bildiği bütün acı sözleri, hayatının bütün mutsuz anlarını o suratla özdeşleştirir. Bir şey söylemenize gerek kalmaz. Aynı şey bütün duygular için geçerlidir..." Ve işte bence, dahi Chaplin'in verdiği en önemli sinema dersi: "Ayrılığı mı anlatmak istiyorsunuz? Koca bir tren istasyonunu çekmeyi boş verin. İyi bir aktörün yüzüne düşen tren gölgesini çekin yeter. Bir volkanı mı anlatmak istiyorsunuz? Aktörün kaşığıyla fincanda çayı karıştırması yeter. Ben hep bunu yapmaya çalıştım. Beni ilgilendiren tek şey, kameramın aktörü anlatmasıydı..."





Sinemada hareketi yapak asıl şey kesmelerdir, yani kurgudur, görüntülerin belli bir sıra ile arka arkaya dizilmesi, siyah karelerin, yazıların, müziklerin, diyalogların ve görüntülerin "kurgucuya ve/veya yönetmene" göre sıralanmasıdır

Burda da dikkat edilecek şey izleyene ne gösterileceği ve nasıl gösterileceğidir...

Kendisini sinemanın "büyüsüne" kaptırmaya gelen -yahut sadece öyle olduğunu sanan- birilerine hem onun beklentilerini verip yani "onu kandırıp" hem de belli bir fikri belli bir mesajı iletmek mümkün mü?

Öyle ya, filmlerin gerçek olmadığı, sadece görüntü olduğu ortada, kim inanır ki buna?

Ya da inanan onun gerçek olmadığını bildiği için mi inanır?

Bunlara girmeyelim, am aasıl şuna dikkat etmek gerekir, bir filmi daha etkili ve daha inanılır kılan şey gerçeğe olan bağlılığıdır,

bir hali vurgulayacağım diye abartılan oyunculuk, hayatta hiç konuşulmadığı haliyle verilen düzmece diyaloglar, gerçekte hiç olmayacak biçimde tasarlanmış giysiler, mekanlar, bunlar gerçekçilikten uzaklaştırıp bizi o "büyülü" alem batağına yollar bizi

bir filmi bir eyleme ya da bir pankarta benzetebiliriz

bir eylemde tek bir vurgu yapılır, bir pankarta tek bir slogan yazılır, anlaşılır olmak ve çevredekileri etkileyip toparlamak için

kitleyi bulmuşken dur ben bunlara bir başka şey daha yaptıayım derseniz, gereksiz yere orada oyalanmış olduğunuz için "emniyet mensupları"na yakalanmanız işten bile değildir

bir de eyleme gidertken nasıl rahat kıyafetler giyersiniz, çanta almazsınız ya da alsanızda en gerekli şeyler olur yanınızda, filmde de ağırlıklardan kurtulmak icab eder, gerekmeyen bir tek söz bile söylenmemeli, gerekmeyen bir kişi filmde görülmemeli, olması gerekenler de unutulmamalı elbette

iyi bir kurgucu olmak isterseniz  kestirip atmaya alışmalısınız, evet, keseceksiniz, atacaksınız, bir kameraman çektiği görüntülerin atılmasına dayanamaz, bir oyuncu tüm maharetini gösterdiği oyunu tümüyle görmek ister, vesaire vesaire

ama film ne salt görüntülerden oluşur, ne de oyunculuktan

bir film yemek yapar gibi hazırlanan bir süreçtir, bırakın tuzunu fazla koymayı salçasını fazla koysanız yemek, kabak tadı verebilir

çok malzeme var diye hepsini bir tencere atmamak icab eder, yoksa gaz yapabilir, belki ekmek arası peynir domates en iyi doyuran şey olabilir kimi zaman


neymiş, gerekmiyorsa at!



(walla bunları daha akademik laflarla işitmek isteyenler dünyanın parasını akıtmakta sinema mafyasına, bizde bitti mi, bitmedi.....)
 

Email Article To a Friend View Printable Version

Ogün doğanlar suskun

General News

Ogün doğanlar suskun

12 Eylül 1980'de doğanlar, 25. yıldönümünde 12 Eylül belgeseline konu oldular. Onların darbeyle hiç ilgileri yok.

12 Eylül 1980 askeri darbesi ilk kez, o tarihte doğan kişilerin dilinden anlatıldı. Bugün 25 yaşında ve çeşitli mesleklere sahip olan gençler için, 12 Eylül 1980, doğum tarihi. Darbeyle de, siyasetle de hiç ilgilenmiyorlar, korkuyorlar. Yönetmen Gürşat Özdamar, 12 Eylül'ün 25. yıldönümü için farklı bir belgesel hazırladı. Yaklaşık 1 yıl önce çalışmaya başladı ve tüm Türkiye'yi dolaşıp, 12 Eylül 1980'de doğan gençlerle, 12 Eylül üzerine sohbet etti. Özdamar, şunları söyledi: "Çoğu benimle konuşurken farklı, kameralara konuşurken farklıydı. Dikkat çekecek kadar temkinliler. Anlattıklarına karşı güvence istediler. Hatta, Kahramanmaraş'ta konuşan bir arkadaş, daha sonra gelip kayıtları geri istedi."

ADINIRevna DamarHEMŞİRE KOYMUŞ: EVREN
80 dakika süren belgeselde 12 Eylül çocukları, ne kadar temkinli olsalar da, ne kadar korksalar ya da ilgisiz olsalar da, aslında çarpıcı yorumlar yaptılar. Ali Evren Şerefli'nin annesi, 12 Eylül'de, askeri bir kamyonla hastaneye yetiştirilmiş. Babası adını Ali koymuş, ama hastanedeki hemşireler, ülkenin o günkü liderine atfen Evren adı vermişler. Bugün Ankara'da avukatlık yapıyor ve Vizontele filminde Kenan Evren'in 'Yurttaşlarım...' diye başlayan konuşmasından çok etkilendiğini söylüyor. İsminden rahatsız değil, doğumgününü kimsenin unutmamasından da memnun. "Ayrımcılığı sevmiyorum. Böyle giderse, Kürt- Türk çatışması artacak. Huzur istiyorum" diyor.

ONUN ADI DEVRİM OLAMAMIŞ
Ali'ye hemşireler Evren adıErsin Yıldızkoymuş, İzmirli Aslı Eriş ise 2 ay isimsiz kalmış: "Dedem o dönemde sıkıyönetim hakimiymiş. Bu nedenle çok fazla sorun yaşamamışız. İsmimi Evrim ya da Devrim koymak istemişler ama koyamamışlar, 2 ay bebek diye çağırmışlar." Revna Damar, Eskişehirli: "Herşeyin yasak olduğu bir dönem. Babam oyuncak bulamadıkları için terzinin kapısında makaraların bitmesini beklediğini anlatıyor. Siyasi fikirlerimi ben de rahat rahat söylemek isterdim, ama kısıtlama var. İleriye bakıyorum ve hayatımda beni nelerin beklediğini bilemiyorum." Ersin Yıldız, Mersinli. "Belki doğumumuzdan itibaren müdahale var. Ben bir dersten geçebilmek için saçımı kestirmek zorundayım, çünkü hocanın önyargısı var" diyor. Seda ÇAKIR / HABER MERKEZİ

 

 

 

 

http://arsiv.sabah.com.tr/2005/09/12/siy103.html

Email Article To a Friend View Printable Version

%100 BARIŞ İÇİN 100 FİLM PROJESİ NE GÖRDÜ NEYİ 'GÖSTERİ

General News


%100 BARIŞ İÇİN 100 FİLM: Barışın Renkleri (Duygu Yıldırım) Küçük Asker (Metin
Koca) Bir Dakika (Halit Soysal) Biz Yaşarken Barış (Firuz Kutal) Zaman-la-ma
(Zuhal Çetin Özkan) Leke (Taylan Pinçe) Barış Güvercini (M. Eser Eken) Barış
Duvarı (Erdinç Özkapı) Savaşma (Güçlü Gülan, Gözde Gülan ve Ozan Akıncı) Barışın
Bir Başka Yüzü (Seyfi İşman) Çark (Denizcan Yüzgül) Son Dakika (Yalçın Çıdamlı)
Oyun (Bingöl Elmas) Kurmaca (Dilek Çolak) Sessiz Kriz (Barış Özkaya) Barış
Yollarda (Başak Ertür) Hangi Yarısı (Gürşat Özdamar) Balta (Zeynep Arıkan)
Taşıyıcı (Güneş Terkol ve Özgür Erkök) Ve Savaş Bitti (Nebahat Arslan) Son
Pompacı (Hamdi Cemal Varol) Barış Çok Sıkıcı (Anı Sağkan, Can Özkaplan, Süreyya
Çakır, Yücel Ünlü) Borsa-Barış-Madalya (Canol Kocagöz ve Şakir Uysal) Masal
(Aslı Büyükköksal) Barış, Hımm (İlksen Kısacık) Güvercinleri de Vururlar (Murat
Güngör) Strateji (Hamit Annak) Sevgilerimle Frosso (Koray Tarhan) Savaş Boktan
Bir Şeydir (Nur Dönmez) Hayattan (Gökçe Ergün) Saklambaç (Işıl Sönmez) Barış
Yerli Yerinde (Deniz Kahveci) Yüzyüze (Doğuhan Uluca) Heykelin Düşü (Kıvanç
Sezer ve Yetkin Meriç) Savaş (Jan Fuchs) Barış (Jan Levent Claas) 11 Eylül
(Denizcan Yüzgül) Bilgi Kitabı (Betül Çelik) Zemin Sıfırın Altı (Gizem Yarbil)
Bıcır (Uğur Gençkan) Deccal (Veysel Diker) Nehir (Burcu Öztürk) Metal Çiçekler
(Cenk Telimen) Kabus (Işın Buzcu ve Mihriban Çumralı) Küre (Yiğit Kocagöz)
Barışın Rengi (Aydın Erel) Kirli Petrol (Volkan Kavas) Sapık (Nurcan Elver) Yeni
Dünya No:2 (Sabrina Aguilar Pena) Barış Gemisi (Yuang Shin, Johanna Stratton)
Eski Asker Arkadaşları (Burcu Canaçık) Barış Bandosu (Barış Bandosu) Mayın
Tarlası (Videa Kolektifi) Unutulan (Nasa Seif Said ve Nur Akalın) Emir (Gökçe
Akgül ve Özgür Erkök) Kararlar Fark Yaratır (Andres Perez ve Barış Yağcı) 11
Eylül (Sakine Çil) Birleşmiş Amerika (Selda Taşkın) Kurşun Asker (Mehmet
Hacıosmanoğlu) Sade'ce (Tülin Dağ) Seyirlik (Kıvanç Babacan) Savaşa Karşı Ses
Çıkar (Levent Duran) Büyük Balık Küçük Balık (Güney Çalışkan) Barış Meclisi
(Jagdish Gandhi) Önüm Arkam Sağım Solum Ne (Fato Bilgin) Barış İyi (Müjgan
Çetindağ) Çizgi (Cenk Telimen) Yüzbaşı Aykan (Mutlu Tepe) Elele (Osman Zorlu)
Sek Sek (Akdeniz Üniversitesi Sinema Kulübü) Ölen Ölür (Mustafa Alibaşoğlu)
Haydi Oynayalım (Fatih Yalınkılıç) Domaljin (Zeynep Berik) Bu Fotoğraflarda Sen
Neredesin (Funda Gülay) Barış İçin Devrim (Devrim Çetinkayalı) Beyaz (Adem
Yıldırım) Savaş Kötü Bir Şey (Bahar Ünlü) Düşüş (Mehmet Oflazoğlu) İki Yumurta
Bir İşgal (Zeynep Berik) Kadınların Barış Yolculuğu (Melek Özman) Oyun (Dilek
Aydın) Barış (Murat Kaymak ve Emre Küçükosman) Savaşın Neresi İyi (Yeşim
Ağaoğlu) Oburluk (Güneş Terkol) Sam Amca'nın Albümü (İnci Aysan) Kapı (Murat
Kılıç) Günışığı (Evin M. Taş) 01 Mart 2003 (Mehmet Ali Güzelgün ve Oktay İnce)
Onlar Barış'tılar (Özlem Süer) " - " (Özlem Mutlu) Tatlı Savaş (Akgün İlhan) En
Büyük Asker (Kenan Tiryaki) Özel Mülkiyet (Emrah Dönmez) Son Ölü (Bahar Kılıç)
60 Saniye (Kemal Çipe) Evdeydik Oynuyorduk (Oktay İnce) Uygarlık Çatışması
(Necmi Bayram) Dil Sokması (Tennur Baş) Renklerin Kardeşliği (Barış Özkaya)
Azrail'in Direnişi (Evren Teoman)


%100 BARIŞ İÇİN 100 FİLM: Bağımsız, gönüllü ve özgür bir birliktelik olan Barış
İçin Sinema Girişimi'nin tertiplediği BARIŞ konulu 1'er dakikalık 100 filmi
buluşturmayı hedefleyen %100 BARIŞ FİLMİ projesi gösterim aşamasına girdi..

Peki proje neydi? Hemen söyleyelim, bu proje, küresel sermayenin ekonomik,
askeri, kültürel ve bilimsel saldırılarına karşı, şiddet içermeyen, doğrudan ve
pozitif karşı durmanın 'başka' yollarını arayan üç kafadardan çıktı. 'Başka' bir
şey yapma isteği, Irak'ın işgali sonrasında daha da önem kazandı. Yaşamımızın
savaşlar tarafından kuşatılmasını istemiyorduk. Hayatımızın hiç değilse birer
dakikasını barışa ayırmalıydık. Sadece "Barış"ı düşlemekle kalmayıp, onu
dillendirebilir ve pekala barış konulu 1 dakikalık bir film de çekebilirdik. Ve
bu hislerle başkalarının 1 dakikasını da içine katabileceğimiz 'BARIŞ İÇİN
SİNEMA PROJESİ" başladı. Aradan geçen iki yılda her şeyi dayanışarak yürütmeye
çalıştık. Yarışarak ya da savaşarak değil. Bir tek şeye ihtiyacımız olduğunu
düşünüyorduk: Barış'a! Bu filmler, barıştan ne anlaşıldığına ilişkin olabilirdi,
yaşanan bir olaydan esinlenilebilirdi, barış eyleminden görüntüler yer
alabilirdi ya da her ne isteniyorsa. Ama içinde barıştan başka birşey olmasın
istiyorduk. Çünkü savaş hiç de çekilir şey değildi!

Peki, sinema yalnızca belli bir kesimin işi ve uğraşı olan bir sanat olarak mı
kalacaktı? Sunulan savaş gramerine karşı yeryüzünde kalıcı barışı dillendiremez
miydik onunla? Oysa biz sinemayı hayatı dönüştürebilecek bir araç ve amaç
olduğunda ısrarcıydık. Hem barış isteyecek, hem de film yapacaktık. Barıştan
yana olmanın dışında herhangi bir ön koşul aramaksızın dileyen herkes bu projeye
katılabilmeliydi. Senaryo ya da kamerası olmasa dahipek çok kişi bizimle beraber
bu projede yer almak istediler.

İlk başlarda bir dakikalık film yapmanın çok zor olduğu düşünülüyordu. Evet,
belki öyle, ama 1 dakikada, yani hemen hemen bu satırların okunduğu kadar geçen
sürede, açlıktan, hastalıktan ve savaşlardan dolayı 99'u çocuk olmak üzere 200
kişi ölüyor. Oysa silahlanmaya ve savaşa ayrılan dakikada yaklaşık iki milyon
doların çok az bir kısmıyla bile bunlar önlenemez mi acaba? Buna işaret etmek,
bunun sorumlusu olmaktan daha zor mudur?

Açık söylemek gerekirse bizim değilse bile dünyanın bu 100 filme ihtiyacı vardı,
barış konuşan, barış anlatan, barış düşünen en azından 100 beyne. Bu proje,
filmlere olduğu kadar, barış düşleri gören diğer insanlara ulaştırdı bizi.
Birbirini anlayan, dahası birbiriyle bir şeyler yaratabilme kararlılığında ve
cesaretinde olan insanlara.

Film çekmek ve sonra bunu izletmeyi gündüz düşleri kurmak ve sonra bunları
başkaları ile paylaşmak olarak algılıyoruz. Biz film yollayanların "barış"
düşlerini biraraya getirmek istedik. Film yollayamayanlar da "acaba barış
hakkında ne çekebilirim"i düşledilerse düşlerimiz perdede olmasa bile hayatın
içinde buluşacaktır diye umut ediyoruz. Ayrıca yalnızca film çekerken değil
hayatlarında barışı öne çıkartan ve öyle yaşayanlar farkında olmadan bizim de
yaşamlarımızı güzelleştiriyor.

Barış İçin Sinema girişimcileri projeye yollanan filmlerin perdeye yansımayan ya
da ekranda belirmeyen kısımlarının da peşindedir. Yani filme çekilen
düşüncelerde ne kadar içten olunduğunu görmek istiyoruz. Çektiğimiz barış filmi
gibi mi yaşıyor(uz) acaba? Yoksa egemen sistemi yeniden ve defalarca üretiyor ve
aslında hergün bir başka yerde, bir başka biçimde 'görünen' savaşlara dolaylı da
olsa katkı mı sunuyor(uz)?

Aslında projenin duyurulmasından, kurulan setlere, harcanan emeklere, yollanan
filmlerin bir araya getirilip gösterilmesine kadar her şey, yani bu süreç ve
yine bu süreçteki tüm ilişkiler, nasıl bir film çekebilirim diye beyinlerde ve
ağızlarda dolanan düşünceler, film çekmekle dünyaya barış gelmez diye başlayan
sövgülere kadar yaratılan her etki, barış adına yapılan bir eylemden başka bir
şey değildi. Bir film projesine film yollanmasını istemenin dışında mesela
savaş'ın oyunun yalnızca bir parçası olduğunun altını çizdik, küresel sermayenin
zaten her gün ekonomik, bilimsel ve kültürel olarak da saldırılarına devam
ettiğinin.

Ve alışılagelmiş film festivallerinin 'alıştırageldiği' alışkanlıklardan uzak
kalmaya ve katılımcıları da uzak tutmayı denedik, buna çabaladık. Kazananları ve
kaybedenleri olan bir sistemden yana olmadığımızdan ne filmleri ne de kişileri
yarıştırmadık. Yarışma kültürüyle zihinleri bulandırılan sinema üreticisine
yarışmadan/ yarıştırmadan da bir fikir çevresinde insanların toparlanabileceğini
gösterdik.

Ve ilginç olarak bunları yaparken kendi bireysel gücümüzün dışında bir başka
şeye güvenmedik. Yerli ya da yabancı herhangi bir firmadan, şirketten ve
özellikle -artık ne işe yaradıkları hiç tartışmasız olan- fonlardan tek kuruş
para almadık. Neredeyse sıfır bütçeyle tamamladık bu projeyi.

Projenin tanıtımını yine bir katılımcının bize destek olarak verdiği
barisicinsinema.org adresli site üzerinden sağladık. Bir kaç tanesi dışında
katılımcıları tanımıyorduk. Bütün iletişimi e-posta grubundan yürüttük. Bize
gönderilen her fikri paylaştık, her öneriyi değerlendirdik. Daha önceden
birbirlerini hiç tanımayan katılımcılar birbirleri ile başta bilgi, malzeme ve
emeklerini paylaştılar. Ayrıca oyunculuk, mekan bulma, müzik yapma vs. gibi
konulurda yardım da bir yandan talep ediliyor diğer yandan da karşılanıyordu.
Sonuçta örneğin kamerası olmayan birisinin de film yapabilmesi olanaklı hale
geldi. İzleyeceğiniz filmlerden birçoğu bu yöntemle yapıldı. Malzemesizlik
bahane olmaktan çıktı. Katılımcıların evlerindeki malzemeler bir başkasına
yaradı.


Sinema ile profesyonel uğraşmayanların, sinema okulunda okuma-yanların bile ve
hatta kamerası olmayanların bile film yapabileceklerini savunduk, savunmakla
kalmayıp bunun ütopya olmasını beklemedik, 'kendi hayatımızda' bunu
somutlaştırdık.

Film çekme olanakları olmayanların da film çekebilmelerini sağlamak amacıyla
kimsenin yap(a)madığını yaptık. Türkiye'de ilk kez ücretsiz ve herkese açık bir
sinema kampını Bahçeşehir'de düzenledik. Tamamen kişisel desteklerle oluşturulan
bu kampa 5 gün 5 gece boyunca 60'ı konaklamalı 100'den fazla kişi katıldı. Kurgu
sistemlerinden kameralara, müzisyenlerden oyunculara kadar bir film için ne
gerekiyorsa onların buluşmasına olanak sağlandı. Kampta ve sonrasında Karagüneş
ve Siya Siyabent müzik grupları pek çok BARIŞ filmine karşılıksız müzik
hazırladılar.


Üstelik yalnızca büyük şehirlerdeki kişilerin ve belli yaş/gelir/cinsiyet
grubundan insanların değil örneğin bir ilkokul öğrencisinin de 60 yaşındaki bir
ev hanımının da projeye filmiyle katılabilmesi sağlandı.

Ve bu projedeki film yapım deneyimlerimiz gösterdi ki, film denen şey yalnızca
yönetmene ait sayılamaz. Pek çok kolektif düşüncenin ve emeğin ürünüdür.
Dolayısıyla, zaman zaman bize sorulan 'ünlü yönetmenlerden kim var' sorusuna hem
ünlü hem de yönetmen kavramını tartışmalı bulduğumuzdan yanıt veremiyoruz.
Tersine bu projeye yollanan filmlerin önemli bir kısmını yönetmenlerin ilk
filmleri oluşturuyor.

Ve madem film üretim biçimlerini farklılaştırmıştık, o halde izlenme biçimleri
de değişmeliydi. Büyük sinema salonlarının yanı sıra kültür merkezlerinin
çoğunda tüm filmleri gösterme olanağı bulduk. Değişik üniversitelerin sinema
kulüpleriyle yine projemiz aracılığıyla tanıştık.


Filmlerin CD'ler, DVD'ler halinde çoğaltılmasını ve 'umuma açık yerlerde alenen
gösterilmesini' serbest bıraktığımızdan filmlerin nerelerde gösterildiğini biz
bile tam olarak bilmiyoruz. Yine de diyebiliriz ki, oldukça geniş bir alana ve
kent merkezlerinin dışındaki izleyiciye de ulaştık.

Büyük şehirlere, büyük salonlara, büyük kavramlara hapsedilmiş olan sinemayı
dışarı, ait olduğu yere, sokağa çıkartmayı denedik. Kendi başımıza ne durumda
olduğumuzu, neler yapabileceğimizi görmek istedik. İşte, aşağıdaki gösterim
listesinden de anlaşılacağı üzere, biraz da cümle aleme göstermek istedik.

Sahi, siz nasıl görünüyorsunuz?





TARİH/SAATLERİ KESİNLEŞEN GÖSTERİMLER:

15 Mart 2005 Saat:13:00
Ege Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Konferans Salonu
İZMİR

18 Mart 2005 Saat:15:30
Çukurova Üniversitesi
Mithat Özhan Büyük Anfi
ADANA

19 Mart 2005 Saat: 19:00
Baraka Kültür Merkezi
(Her iki yakadan katılımla)
Lefkoşa-KIBRIS

20 Mart 2005 Saat: 15:00
Tiyatrom Turkisches Theater
Berlin-ALMANYA

20 Mart 2005 Saat: 17:00
Yapı Sanat Evi
İstaiklal Cad. Rumeli İşhanı 88/35 C Blok 3. kat
Beyoğlu-İSTANBUL

20 Mart 2005 Saat: 18:30
Desem (Dokuz Eylül Üniv.)
Cumhuriyet Bulvarı No:144
Alsancak-İZMİR

20 Mart 2005 Saat: 21:30
Zile TV (Akşam Haberleri Sonrası)
TOKAT

21 Mart 2005 Saat: 20:00
Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi
İSTANBUL

24 Mart 2005 Saat: 13:30
Orta Doğu Teknik Üniversitesi
MM25 Anfisi
ANKARA

19 Nisan 2005 Saat: 18:30
İletişim Kitabevi Salonu
Kıbrıs Şehitleri Cad. No: 48 a-b
Alsancak
İZMİR



TARİH VE SAATLERİ KESİNLEŞMEYEN
GÖSTERİM YERLERİ:

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi
25-31 Mart Sinema Günlerinde
DİYARBAKIR

Akdeniz Üniversitesi
Sinema Kulübü
MERSİN

Aristotle Üniversitesi
Selanik YUNANİSTAN

Tekirdağ Tabip Odası
14 Mart Tıp Bayramında
TEKİRDAĞ

KANADA

Sinematek Derneği (sinematek.org)
Çankaya Bld. Çağdaş Sanatlar Merkezi
Çankaya ANKARA


Gazi Üniversitesi
Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi
Yedinci Sanat Sinema Kulübü
ANKARA

Innsbruck
AVUSTURYA

Ingelmunster
BELÇİKA

Afsad
ANKARA

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf
Kadıköy Şubesi
İSTANBUL








SİNEMANIN BARIŞA KATKISI ARTARAK SÜRECEK
proje@...

Email Article To a Friend View Printable Version

Yazım Sürecindeki Bir Birleşme Çağrısı

General News

azım Sürecindeki Bir Birleşme Çağrısı




İnsana, topluma ve düzene dair derdi olanlar,




Görünmeyeni görünür kılmak için ve onu değiştirmek için çaba harcayanlar,




Emeğini, bilgisini, deneyimini paylaşmaktan ve birlikte üretmekten zevk alanlar,




Üretim, dağıtım ve gösterim araçlarını ortak kullanmaya hazır olanlar,




Başkalarının film üretme süreçlerinde dayanışırım ve onları mümkün olduğunca çok
yerde göstermeye çalışırım diyenler,




Biz sadece film yaparak başka bir dünya mümkün diyenlere gündüz düşleri,
kapitalist ideolojinin taşıyıcılarına kabuslar üretmiyoruz; aynı zamanda film
üretme, dağıtma ve gösterme süreçlerini ilerici bir içerikle örgütlemeyi
düşlüyoruz. Sistemle derdi olanların sadece filmlerinin yapıldığını değil, aynı
zamanda onların kendi filmlerini yaptıklarını düşlüyoruz.




Bizler bir şekilde çoğalıyoruz. Biliyoruz ki uzaklarda ya da yakınlarda
başkaları da var.




Yeni başlayanlar, böyle yazdığımıza bakmayın biz de çok bir şey bilmiyoruz. Eğer
sinema kurslarına verecek paranız yoksa ya da özellikle bu şekilde üretmek
istiyorsanız gelin birlikte öğrenelim, üretelim, izleyelim.




Belli bir mekanda film ya da filme dair düşünce üretenler. Kendi mekanınızı
merkez değil de daha büyük bir mekanın bir parçası olarak görmeye hazır mısınız?




Popüler sinemanın perdesindeki ve kamerasının arkasındaki kralların ve
kraliçelerin hegemonyasından, pragmatizminden, sömürüsünden ve bencilliğinden
iğrenenler, bırakın onlar yalnız ve çıplak kalsın.




Biz ilerici filmler yapan ama ilerici yöntemi ihmal etmiş film yapımcılarıyla
uğraşalım önce. Politik film çeken ama sadece kendi filmleriyle uğraşan ve her
projede sadece yönetmen olmak isteyenler, elinizi taşın altına koyun. Eğer bu
tür örgütlenmelere sadece filmlerinizi yollayarak katılmayı düşünüyorsanız, biz
yine de sizin filmlerinizi izleriz.




Ve sadece filmleri dayanışarak üretip dağıtmakla kalmayalım. Daha iyilerini
üretmek için filmleri tartışalım. Ve sadece filmleri tartışmayalım, filmleri
üretiş biçimimizi de tartışalım. Ve çektiğimiz ve çekeceğimiz filmlerle de
tartışalım.




Bir an önce harekete geçelim. Birleşelim! Daha çok konuşup tartışırız ama risk
alıp bir yerlerden başlayalım.




Başka bir dünya mümkün, başka bir sinema da.




İlk buluşma zamanı ve yeri: 27 Mart 2005 Pazar

Yapı Sanat Evi

İstiklal Caddesi Rumeli İşhanı 88/35 C blok 3. kat Beyoğlu

 

 

Sun Feb 27, 2005 7:53 p

Email Article To a Friend View Printable Version

Kamera Bir Makinedir

General News

Kamera Bir Makinedir

HCV -P  

Varlıkların kaydedilmesi sadece teknolojik bir gelişme midir?
Videonun toplum psikolojisine etkisi, matbaanın etkisinden daha mı önemsizdir?

Son yirmi yıl içinde 'imaj' gittikçe her şeyden önemli kabul edilir oldu. Artık söz etmeye bile gerek duymuyoruz. Bir Türk için görüntü her şeyden daha önemlidir.

Kameranın ve videonun birlikte kullanımı ve bunun İnternet ve VCD yoluyla dağıtımı görüntü mübadelesini inanılmaz ölçüde arttırdı. Dijital video, hedonizmle beslenen emperyalizmin cep telefonu, İnternet türünden üstün bir yatırımı olarak geliştirildi. Büyük entertainment'e katılmak için satın alınan, yaygınlaştıkça değer kazanan bir ürün olduğu için üstün. Hem bir yaşam biçimi, hem sınırlı da olsa bir çeşit yayın olanağı. Yaratıcılığı kışkırtır, hatırla(n)ma arzusunu tatmin eder, anıları kıpırdatır, keşfedilme motivasyonunu güçlendirir, muhteşem olayları yakalama olanağı verir, boş lafa ima katar, her boka güldürür, vs.

Kamera ile varlık, içi boşalmış bir ağırlık kazanır. Ağırlık kazanır, çünkü kaydedilmek yayınlanmak demek. İçi boşalmış, çünkü sırf görüntü olmaktan ibaret ne kadar çok yaşam var ve kitleler görüntülenmeyi arzuladıkça 'gölge' varlığın önüne geçiyor. Görüntü somun ekmek kadar elzem ve bir o kadar da kutsal oldu. Teknolojinin daha kolay ve ucuz ulaşılabilir olması görüntüyü gereksinim haline getirdi ama onu laikleştirmedi.

Kamera budalalaşmış gençliğin benzersiz kült oyuncağı oldu. Düşünmeyi 'bütün samimiyetiyle' reddeden kuşaklar eğlenerek yetişiyor ve kameralar ha bire çekiniyor. Beyinlerini kullanmamaktan utanmıyorlar. Bunun eleştiri konusu yapılmasına da izin vermiyorlar. Zaten eleştirinin yeri yok; kameranın önünde hiç değil.

Kamera medyanın ikonudur. Tüm insanlığın karşıt, yandaş ya da çekimser duruşlarıyla medya bir hac mekanına dönmüştür. Gerçekliğin, doğrunun, idealin, yalanın, yanlışın, kötünün referansı her koşulda medyadır ve kamera hacı adaylarının kutsal emanetidir.

Kamera kutsal değildir arkadaşlar, uyanalım lütfen. İki çeşit kamera vardır: Birisi highlife denen yüksek kategorili kameralar; ikincisi de longshort denen videolar. İkinci çeşit kameralar artık orta sınıfın hobi oyuncağı olmuştur. Kahrolsun hommuvi, yaşasın hayatın kaydedilmemiş güzellikleri.
...
Yerel yayın özgürlükçülere çok heyecan verici geliyor olabilir. Manavın karısının ve tamircinin çırağının film yapabilmesi olanağı. Ama bu özgürlükçü hayalin insanları gerçekten özgürleştireceği şüpheli. Aksine elinde kamera olmak veya kamera önünde olmak insanı sınırlar. Kameranın amaçsız kullanımı delikanlıyı bozar. Ayrıca tamirci çırağının bu olanağa sahip olması olasılığı binde bir olsun, o da sizin hatırınıza.
...
Görüntü yoluyla para kazanan insanlar, bu büyük sektörde çalışan herkes görüntünün büyüsünü bilir. Paranın büyüsünü yani. Olay paradır aslında. Video olayı parasaldır ve maddiyata dayanır. İnsanın maneviyatını bozar. Ben kendim yaşadım biliyorum. O yüzden kamera matbaa kadar önemli değildir. Matbaa ile yazı yaygınlaşmış efendiler, kamerayla ise maalesef seks. Değer katılması lazım.
Sanatçının görevi zannımca budur.

 

 

 

http://cinnet.org/cinaynalar/kamera.php

Email Article To a Friend View Printable Version

HerkesİçinSinema

General News

HerkesİçinSinema

HİS

MANİFESTOSUDUR (*)



I.

Sinemacılar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde filme çekmişlerdir, oysa önemli
olan onu değiştirmektir.



II.

Önceki ve sonraki maddelerin aksine, bu madde yazıldığı ve okunduğu anda
bitmiştir. Hala yaşanıyor ise, -kayıt edilsin veya edilmesin- herkes film
çekiyor olmalıdır.



III.

Sinema amaç değil hedeftir. Nihai hedef, yaşamın sinemaya dönüştürülmesi,
sinemacıların yok edilmesi ve herkesin sinema yapabilmesidir.






--------------------------------------------------------------------------------
---------------

(*) İş bu manifestonun orijinali buğulu bir ayna üstünde yazılı idi.
Manifestonun kaydından sonra buğu yok oldu ve geriye sadece �ayna� kaldı..!



Merhaba,

2001 yılı Bahar'ında yazılan HerkesİçinSinema, HİS manifestosu, ve daha sonra
yazılan
veya alıntılanan diğer yazılar, zamanında büyük bir yığılmaya neden olduğu için
dar bir
çevrede tutulmuştu.
Herşeyin dibe vurduğu günümüzde ona bir kez daha ihtiyaç var. Bu yüzden artık
herkese gönderiebilir. Herkes tarafından herkese forward'lanabilir.
Ekte üç dosya var. Herkes kendisi bilir. Yazılar delete edilebilir veya
indirilip arşivlenebilir.
Soruları olanların sorularını kendilerine veya başa dönerek manifetoyu bir kez
daha
okumaları rica olunur.
Arkası gelecek...
Sevgilerimizle...

Not: yukarıda merhaba ile başlayan yazı Hüseyin Kuzu'ya aittir. Attachment
olarak yollanan yazıları metin haline getirip (sanırım yahoogroupslar
attachmentları kabul etmiyor artık) yolluyorum. Hüseyin Kuzu'nun mail adresi:
hsynkuzu@...

His Yazıları - 02
Nisan 2004


�MOTOR� ve �STOP�un ARASISANATÇI OLARAK SİNEMACININ DURUMU ÜSTÜNE BİR SİNOPSİS


Teorik olarak;

kapitalist üretim ilişkileri içinde,

Bir üretim nesnesi olarak �Sinema�,

Yapım Öncesi, Çekim ve Yapım Sonrası aşamalarında,

alanlarında (kısmen) uzman yaratıcı ve emekçilerin,

aralarında (kısmi) bir işbölümü yaparak,

taslak olarak ürettikleri yaşantının zaman/uzam parçalarını,

çekim sırasında, �motor� ve �stop� komutları arasında,

senkronize ederek kayıt altına aldıkları,

bir sanat olarak tanımlanabilir.



Bilindiği gibi �Sinema�, kapitalizmin emperyalizm çağında doğdu. Kapitalizm
hemen başlangıçta, sinemanın sermayedarı oldu ve onu geniş halk kitleleri için
piyasaya sürdü. Başlangıcından bugüne, sinemanın kapitalist toplumdaki
trajedisi, onun kapitalist üretim ilişkileriyle kurduğu organik bağlar olmuştur.
Üstelik kapitalizm, sinemanın sırtından para kazanmak için, o kadar acele etti
ki sinemadan önceki diğer kadim sanatları dahi sıraya koymaya zahmet etmedi ve
onları toplu sayıp, sinemaya da �7.Sanat� adını verdi...!



Dolayısıyla, kapitalist üretim ilişkileri içinde üretilen bir filmin;

bütün süreçleri (yani Yapım Öncesi, Set ve Yapım Sonrası üretim ilişkileri)

değişim değerleri ilişkileri ortamıdır.

Bu yüzden her set aslında, Yapımcı�nın kendisine bir artı değer yaratmak için
kurduğu bir üretim bandıdır.



Bu bantta her Yapımcı;

ücretli yaratıcıları ve emekçileri sette çalıştıran bir sermayedardır.

Yapımcının kurduğu her set, önü ve arkasıyla, artı değerin sömürüldüğü bir
zaman/uzam�dır.



Bu bantta her Set,

bir anlamda kapitalist üretim ilişkilerin kol gezdiği ve sinemayı iğdiş eden bir
çalışma ortamıdır.



Sonuçta;

Kapitalist üretim ilişkileri içinde film yapımına katılan herkes ücretli
emekçidir.





Sanat, tarih içinde hep bir sonuç olmuştur. Eski toplumların büyüleyen
sanatçıları her zaman toplumsallığın en ayrıcalıklı nimetlerinden sonuna kadar
yararlanmışlardır. Ama kapitalist toplumda sanatçı ve içinde yaşadığı sanat
ortamı eskisinden çok daha fazla sömürüye ve sömürmeye açıktır. Bu yüzden
sinema, diğer sanatlara göre çok daha fazla kapitalist üretim ilişkilerinin
kavramlarıyla konuşur ve kendisini tanımlar. Oscar gecelerine çıkan herkes bu
yüzden cümlesine �Bizim gösteri dünyamız...� diye başlar.



Geçmiş toplumlara göre, kapitalist toplumda sanat ve sanatçının tahtı daha da
yukarıya kaldırılmış, herkese de sanatın bir ayrıcalık ve yetenek işi olduğu
öğretilmiştir. Oysa bu koca bir yalandır. Çünkü kimse anasının karnından sanatçı
olarak doğmaz.



Sinemayı �bir üretim nesnesi olarak� tanımlamak bize bu süreçten bazı
kapitalist üretim ilişkilerini de ayıklamaya yardımcı olacaktır. Bu yüzden
yukarıda yaptığımız tanımı bir kez daha okumanın yararı var.



Teorik olarak;

kapitalist üretim ilişkileri içinde,

Bir üretim nesnesi olarak �Sinema�,

Yapım Öncesi, Çekim ve Yapım Sonrası aşamalarında,

alanlarında uzman yaratıcı ve emekçilerin,

aralarında bir işbölümü yaparak,

taslak olarak ürettikleri yaşantının zaman/uzam parçalarını,

çekim sırasında, �motor� ve �stop� komutları arasında,

senkronize ederek kayıt altına aldıkları,

bir sanat olarak tanımlanabilir.





Şöyle bir hatırlayalım. Her film setinde, her çekim öncesi bir sessizlik olur.
Bu kamera önünde ve arkasında işini bitirmiş herkesin, yönetmeninin �motor�
demesini beklediği andır. O an herkes, bitirip getirdikleri ve sette kamera
önüne koydukları yaratıcı emeklerini senkron etmek için dikkat kesilmiştir.
Yönetmenin �motor� demesi ile herkes yaratılan zaman/uzam parçasına kendi
katkısını büyük bir dikkatle izler. Çekim yine yönetmenin �stop� sesiyle biter.
Burada aslolan tekil üretimlerin �senkronize� edilmesidir. Bu senkronizasyonun
yoğunluğu aslında yapım öncesi başlar. Birbirleriyle çalışan ve giderek artan
yaratıcılar arasında giderek artan yoğunluk, �motor� ve �stop� sesleri arasında
en yüksek seviyeye ulaşır. Çekim sonrası ise birbirleriyle çalışanların sayısı
ve yoğunluk giderek düşer ve biter. Kopyaların basımıyla artık film gösterime
hazırdır.



�Zaman� ve �Uzay� sinemanın temel kavramlarıdır. Sinemacılar bir anlamda bu iki
kavramı �zaman/uzam�, veya �bir toplumsal formasyonun yaşantı parçaları olarak�
yeniden yaratıp kurgularlar.



Sinema madem ki budur, bu üretimin sermaye ile de hiçbir ilişkisi yoktur.
Sermaye sadece bu üretim sürecini kendi egemenliği altına alarak ve bu süreci
bir artı-değer üretmek için kullanmaktadır.



Sinemacıların kendi tarihlerini kendilerinin yapması gerekir. �Fakat bu keyfi
olarak kendilerince seçilmiş koşullar içinde değil, doğrudan doğruya geçmişten
devir alınan, verili koşullar içinde başlar.� (E.Balibar)



Sinemanın kurtuluşu ancak ve ancak onu yapan �bireylerin ve onların toplumsal
ilişkilerinin maddi varlığında bulunan koşulların devrimindedir...� Sinemaya
adım atmak bu dönüşü olmayan noktayı kabul etmek demektir.



Sinemacılar, �dünyanın düzenini, �fikirler� in önceliğinde, temsil (yorumlama,
bakış) veya öznelliği birleştiren bir (İdealist) eylem felsefesi içinde
olabilirler. Onlar için dünya, uyumu, �anlamı� araştırılan ve bu yolla da ister
kendisinden istensin ya da istenmesin bir düzen empoze edilen bir seyir
nesnesidir. Bu yüzden onların felsefesi seyir nesnesi bu dünyanın düzenini,
�temsil�e, onları yaratan ya da �kuran� bir öznenin faaliyetine yansıtmaktır.�
(E.Balibar)



Bir film başlayınca dünyanın görüntüleri ve kültürü eylem halindedir. O halde
sinemacılar yaptıklarının nesnesine uymalı, bir film çekiminde olduğu gibi,
eylem içinde ve �şimdiki zamanda �davranıyor� olmak zorundadır. Sinemacılar bunu
herkesten çok iyi bilirler. Çünkü her şey aynen �motor� ve �stop�un arasındaki
gibidir. Ne kadar önceden tasarlanmış olsa da aslolan pratikteki kayıttır. Bu
ister film olsun ister yaşam, fark etmez...





--- Okunan bu satır bu yazının sonudur ---





--- Geçmiş Yazılar İndeksi---

01. His Manifestosu; 02. �Motor� ve �Stop�un Arası (2.versiyon)





�Sinemaya Layık Olduğu Ehemmiyeti Vermeliyiz�

His Yazıları � 03 Nisan
2004


SANATÇI ÜSTÜNE..!


"İnsanı insan olarak, dünyayla olan ilişkilerini de insani ilişkiler olarak
kabul ederseniz, sevgiyi yalnız sevgiyle, güveni yalnız güvenle, vb. değiş tokuş
edebilirsiniz. Sanatın tadına varmak istiyorsanız, sanat kültürü almış biri
olmalısınız; başkalarını etkilemek istiyorsanız, gerçekten başkalarını
canlandıran ve yüreklendiren biri olmalısınız. İnsanla - ve doğayla
-ilişkilerinizin her biri gerçek bireysel yaşantınızın belirli bir şekilde
dışavurumu olmalı, iradenizin nesnesine uymalıdır. Karşılığında sevgi
uyandırmadan seviyorsanız, yani sevgi olarak sevginiz karşılıklı sevgi
yaratmıyorsa, seven bir kişi olarak dışavurumunuzla kendinizi sevilen bir kişi
yapamıyorsanız, sevginiz güçsüzdür, bir talihsizliktir."




Karl Marx



--- Okunan bu satır bu yazının sonudur ---





--- Geçmiş Yazılar İndeksi ---

01. His Manifestosu; 02. �Motor� ve �Stop�un Arası (2.versiyon); 03. Sanatçı
Üstüne

�Sinemaya Layık Olduğu Ehemmiyeti Vermeliyiz�


Email Article To a Friend View Printable Version

'Bir adada... Bir arada'

General News

'Bir adada... Bir arada'



http://www.gundemimiz.com/haber.asp?HaberId=8762



Amerika Birleşik Devletleri'nin kitle imha silahı
bulundurduğu gerekçesiyle işgal ettiği Irak halkıyla
dayanışmak ve barış taleplerini dile getirmek için
oluşturulan barış için film projesinin ikinci adımı
Kıbrıs için başlatıldı.

Irak projesinde, Kıbrıs ve Yunanistanlı gençler ile
tanışan genç Türkiyeli sinemacılar, kendi iradeleri
dışında çizilen sınırlar ve bölünen halkların
bir arada yaşam özlemlerini dile getirmek için oluşturdukları
proje, Kıbrıslı iki sendikacı Kostas Michaulis ve
Derviş Ali Kavazoğlu'nun anısına
gerçekleştiriliyor. Her iki sendikacının 41. ölüm
yıldönümlerinde, 11 Nisan 2006 tarihinde ve onu içeren hafta boyunca
her dört coğrafyada da gerçekleştirileceği
açıklandı.

'Bir adada... Bir arada'

Projeyi hayata geçiren ekipte yer alan Gürşat Özdamar,
Kıbrıslı Rum ve Türkler olarak, beraber
yaşayabilmelerinin önünde herhangi bir engel görmediklerini
belirtirken, projeyle bu düşüncelerini somutlaştırmak
istediklerini belirtti. 'Bunu yaparken, sadece Türkler ve Rumlar değil,
farklı kimlik, kültür ve ülkelerden de bir arada yaşamak isteyen,
barışı arzulayan insanları bir araya getirmeyi
amaçladık. Kıbrıs ve 'bölge' özelinde gerçekleştirecek
olan bir proje.'

Özdamar, Michaulis ve Kavazoğlu gibi Kıbrıslı Türk ve
Rumların bir arada yaşamalarının örnek
alınması gereken bir davranış olduğunu da
belirtirken, farklı güç odakları tarafından
sınırları çizilmiş, bölünmüş
Kıbrıs'ın birleşmesini hedeflediklerini belirtti.

'Barış için film'

Projenin herhangi bir kurum ya da kuruluşun maddi manevi desteği
olmadan tamamen, barış isteyen bağımsız bireylerin
çabalarıyla oluşturulduğuna da dikkat çeken Gürşat
Özdamar, 'Film çekerek ya da izleyerek arzuladığımız
barışın gelmeyeceğinin, savaşlara,
adaletsizliklere, şövenizme birkaç filmle son verilemeyeceğinin
bilincindeyiz. Ama her şeye rağmen, elimizdeki tüm araçları
olduğu gibi sinemamızı da barışı, adaleti, bir
arada yaşamayı dillendirmek, sessiz çoğunlukların
çığlığını büyütmek için kullanıyoruz'
dedi.

Tek katılım şartı: 'Barış'

Projenin, sinema eğitimi almış olsun veya olmasın, hangi
devletin kimliğini taşırsa taşısın, hangi dili
konuşursa konuşsun, herkese açık olduğu belirtilirken,
filmlerin barış ve dayanışma içinde bir arada yaşam
umudunu taşıyan temalarda olması; filmler kurmaca, deneysel,
canlandırma ya da belgesel türlerinin herhangi birinden; filmlerin
süreleri en az 1 en fazla 15 dakika olması; 1 Şubat 2006 tarihine
kadar Kıbrıs'ın kuzeyinde Baraka Kültür Merkezi, güneyinde
Atypos, Türkiye'de Film Kolektifi, Yunanistan'da bağımsız
sinemacılara teslim edilmesi gerekiyor.

Filmler hiçbir aşamasında bir sponsor ya da fon desteği
almıyor, yarışma olmadığı için bir ödül de
bulunmuyor. Anlaşılırlık açısından, Türkçe
konuşmalı filmlerin Rumca, Rumca konuşmalı filmlerin
Türkçe altyazı içermesi gerekiyor.

İSTANBUL

Email Article To a Friend View Printable Version

100 yönetmen 1 filmde buluşacak

General News

100 yönetmen 1 filmde buluşacak

Barış İçin Sinema Girişimi'ni kurarak 100 amatör yönetmenin birer dakikalık filmlerini toplamaya başlayan Barış Özkaya ve Gürşat Özdamar: "Bu dünyada barış isteyen en az 100 kişi olmadıktan sonra rahat uyuyamayacağız diye düşündük"

ÖZKAN GÜVEN

Dünyada açlıktan, hastalıktan, savaştan dolayı her bir dakikada 200 kişi ölüyor... Bill Gates her bir dakikada 15 bin dolar kazanıyor... Her bir dakikada doğum yaparken bir kadın ölüyor... Kalaşnikov seri atışlarda 100 mermiyi bir dakikada ateşleyebiliyor... "1 dakikada neler olur?" sorusuna Barış Özkaya (23) ve Gürşat Özdamar (38) internet sitelerinden böyle yanıt veriyor. İki genç kendileri gibi amatör sinemacılardan 1 dakikalık film hazırlamalarını bekliyor. Projenin ismi Barış İçin Sinema Girişimi. Amaç, 100 yönetmenin birer dakikalık barış konulu filmlerinin birleştirilmesiyle oluşturulacak 100 dakikalık bir film hazırlamak. Film 2005'te, Irak'a yapılan müdahalenin yıldönümünde sinema salonlarında veya kültürevlerinde ücretsiz gösterilecek.

Neden 100 film topluyorsunuz?
Gürşat Özdamar: Irak'ın işgaline karşı sokağa dökülen muhalif insanlara ek olarak bizim de bir şey yapmamız gerektiğini düşündük. Sokağa çıkıp bağırmadan, herhangi bir pankartın peşinde gitmeden sinema diliyle kendi karşı duruşumuzu ortaya koymayı düşündük. Bu dünyada barış isteyen en az 100 kişi olmadıktan sonra rahat uyuyamayacağımızı düşündük. Hâlâ bombalanmamış beyinler ve yürekler var. Asıl istediğimiz bombaların durması. Savaşın ve ölümün kutsandığı bir kültürle yaşamak istemiyoruz.

Geçen yıl da böyle bir projeye imza atmıştınız. Katkıda bulunanlara nasıl ulaştınız?
Barış Özkaya: Geçen yıl birer dakikalık 80 film toplamıştık. Bunları tek bir film yapıp 40 ayrı yerde gösterdik. İnsanlara kurduğumuz barisicinsinema@yahoogroups.com'dan ulaşmıştık.

Gürşat Ö.: O zaman çok destek almamıştık. Arkamızda bir sponsor, bir örgüt ya da bira markası yok. Yine de yurtiçinden ve dışından insanlara ulaşmasını bildik.

Ne tür filmler gelmişti?
Barış Ö.: Hepsinin konusu barıştı. Animasyon, belgesel, kısa film...

Gürşat Ö.: Çoğu ilk filmlerini çeken insanlardı. Ev hanımlarından 17 yaşındaki lise öğrencilerine kadar herkes bize film göndermişti. Bizde ünlü yönetmen yok. Ama başka bir açıdan baktığınızda hepsi bizim gözümüzde ünlü. Bizim başka seslere, görüntülere ihtiyacımız var.

Barış Ö.: Çoğu hayatında kamerayı eline almayan insanlardı. İnsanların önünü açmayı istiyorduk. İçlerinden bazılarının kamerası, bazılarının montaj seti yoktu. Geçen yıl Bahçeşehir'de bir villada bir araya gelerek film yaptılar. Birisi "Benim kameram yok", diğeri "Benim oyuncuya ihtiyacım var" diyordu. Diğerleri hemen devreye giriyordu. Dayanışarak film yaptılar.

"Fransa ve Japonya'dan film bekliyoruz"

Yurtdışından da gönderilen filmler oluyor mu

Barış Ö.: Evet. Geçen yıl bir dakikalık kurgulanmış 80 filmin 10 tanesi yurtdışından gelmişti. Almanya, Amerika, Hindistan, Yunanistan, Belçika, İsveç'ten gelen filmler vardı. Bu yıl özellikle Fransa ve Japonya'dan da çok sayıda film bekliyoruz. Belki Güney Amerika'dan da birkaç film gelebilir.

Filmleri birleştirmeden önce defalarca seyrediyorsunuz galiba.
Barış Ö.: Evet seyrediyoruz. Kurguyu seyirciyi sıkmayacak şekilde yapacağız.

Gürşat Ö.: Geçen yıl da böyle oldu. Gönderilen filmleri belki yüzer kere izlemişimdir.

Sinema salonlarında da izleyebilecek miyiz bu filmi?
Barış Ö.: Filmin ismine henüz karar vermedik. "Barış İçin Sinema" veya "Barış İçin Yüz Film" olabilir. Sinema salonlarının yanında kültürevlerinde gösterebilir veya büyük bir kamp gibi bir şey de yapabiliriz.

 

 

http://www.milliyet.com.tr/2004/10/26/pazar/paz04.html

Email Article To a Friend View Printable Version

55 saat, 23 dakika

General News

55 saat, 23 dakika



26.10.2002
Tam 14 sinema tutkunu 55 saat 23 dakika boyunca dünyayla bağlantılarını kesip 30 tane film izledi. Onlar artık birer 'rekortmen'

Şimdi şöyle bir düşünün... Bir sinema salonunun koltuklarına gömülüp, kaç saat boyunca, kaç tane film izleyebilirsiniz? Üstelik sadece altı saatte bir beş dakika mola vererek... Sizi bilemiyoruz, ama, 14 genç insan, tam 55 saat 23 dakika boyunca 30 tane film izledi. Böylece geçen yıl, 53 saat 22 dakikada 28 film izleyen bir grup ABD'li sinemaseverin rekorunu ele geçirdiler. Şimdi bu rekorun Guinnes World Records tarafından onaylanmasını bekliyorlar.  Herşey, 1998 yılında mimar Levent Atış'ın gördüğü bir gazete haberiyle başladı. Arkadaşları tarafından 'hayal adamı' olarak tanımlanan ve kelimenin tam anlamıyla bir sinema tutkunu olan Atış, bir grup Macar'ın 38 saat boyunca film izlemesini konu alan haberi okuyunca "neden olmasın" diye düşünüp bu gazete kupürünü kesip sakladı. Bu ilginç fikri de aklının bir köşesine.. Aradan geçen zaman içinde bir grup Taylandlı'nın 50 saat 55 dakika, geçen yıl da ABD'lilerin 53 saat boyunca film izlemelerine ilişkin haberleri okuyunca bu 'neden olmasın'ı gerçeğe dönüştürmek için harekete geçmeye karar verdi Atış. "30'lu yaşlarımıza geldiğimizde, uçup giden hayallerin arkasından ağlamak yerine, onları gerçekleştirmek için birlikte hareket etmenin önemini farkettik" diye düşünen arkadaşı mimar Baran Özaltın ve avukat Tomurcuk Ağaoğlu'nun da desteğiyle, bu 'hayali' gerçeğe dönüştürmenin ilk adımlarını attılar. Her ne kadar projenin fikir babası olan Levent Atış ve Baran Özaltın rekor denemesine katılıp uyuyarak diskalifiye olsalar da 14 genç insan, Atış vö Özaltın'la paylaştıkları hayallerini gerçekleştirdi. Şimdi, AFM Suadiye Sineması'nda toplanıp hayatlarının 55 saat 23 dakikasını film izleyerek geçiren ve yaşları 37 ile 20 arasında değişen bu 14 kişi, hem böyle bir heyecanı yaşamanın hem de hayallerini gerçekleştirmenin keyfini çıkarıyor. Bu ilginç rekor denemesine yaşları ve meslekleri birbirinden farklı 67 kişi katıldı. Zaman içinde 9 tanesi devam edemeyeceklerini belirterek ayrıldı, bazıları da uyudukları için diskalifiye edildi. Geriye kalan 14 kişi, 55 saat 23 dakika boyunca 30 film izleyerek denemeyi tamamladı.

" ÖLENE KADAR FİLM İZLEMEK"
Onlarla konuştuğumuzda, her ne kadar birbirlerini daha önceden hiç tanımasalar da farklı yaşam tarzlarına ve mesleklere sahip olsalar da ortak bir hayali paylaştıklarını gördük. Rekortmen sinemaseverlerden Zülal Dalbaş'ın şu cümleleri, aslında hepsinin bu denemeye katılma nedenini açıklıyor: "İlanı görünce, birileri benim hayalimi paylaşıyor diye düşündüm. Hep isterdim kendimi bir salonu hapsedip, ölene kadar film seyretmeyi." Hemen hemen hepsi de gazete de ya da internette ilanı görür görmez hatta ilanı baştan sona okumayı bitirmeden karar vermişler bu denemeye katılmaya. "Daha o ilanı okumayı bitirmeden 'benim de katılmam lazım' refleksine sahipseniz ancak o zaman böyle bir şeyi başarabilirsiniz" diyor Aycan Çevik. "SEN BU FİLMDE OYNUYORDUN" Böyle bir denemeye katılmak, daha da önemlisi bunu başarmak hayatları boyunca unutamayacakları bir deneyim olmuş 14 genç insan için. Ama zaman zaman zorlu dakikalar yaşadıkları da olmuş. Uyumamak için direnmek, ya da sadece altı saatte bir izin verilen tuvalet ihtiyaçlarını gidermek gibi. Bir de halüsinasyonlar tabi. Çünkü 14 kişinin hemen hemen hepsi halüsinasyon gördüklerini söylüyorlar. Hem uzun süre uykusuz kalmaktan hem de sürekli film izlemekten dolayı. Borsacı Yamaç Hasin,  denemeye katılan bayan arkadaşlarından birini izlediği filmde oynarken gördüğünü söylüyor. "Aslında bunun gerçek olmadığını biliyordum. Ama Ayça'yı izlediğim filmde oynarken gördüm" diye anlatıyor. Bu konuda en çok zorlananlardan biri de endüstri ürünleri tasarımcısı
Mehmet Önol Taşöz olmuş. Bir ara gerçeklikle bağlantısını yitirmiş çünkü. "Günlerce uykusuz kaldığım çok oluyordu" diye anlatıyor Taşöz. "Ama bu onlardan farklı bir deneyimdi. 55 saati tamamladıktan kısa bir süre sonra, gerçek hayatla bağlantım kesildi. Bir ara insanların başka bir film seyrettiğini benim perdede gördüğümü sandığım filmin ise gerçekte gösterilmediğini düşündüm.  Şu anda ekrandaki görüntüyü kendim kafamda kuruyorum diye düşündüm. Emin olamadığım için hakem arkadaşlardan birine 'biz şu anda ne seyrediyoruz' diye sordum. Arkadaş biraz panikleyince bu kez ben 'Peki bi şu anda neredeyiz' diye sordum. Hakem arkadaş bana '10 dakika kaldı biraz daha sabret' deyince olup bitenlerin gerçek olduğunu anladım ve rahatladım" diye anlatıyor. Halüsinasyon görenlerden biri de antikacı Faruk Oralbi. Hatta onun halüsinasyonları sadece sinema salonuyla sınırlı kalmamış eve kadar "takip etmiş" Oralbi'yi. " Tavanda bir takım böcekler yürüdü. Saati gösteren ışıklı panonun önünde çiçekler hareket etmeye başladı. Eve gittiğimde bir kaç böceğin evin tavanında da yürüdüğünü gördüm." Zülal Dalbaş Nerdesin Be Birader'i izlerken yanında asılmış bir adam gördüğünü söylüyor. "Bir ara da önümde beyaz tüylü bir köpek gördüm. Sanki bana doğru geliyordu" diye anlatıyor. Makine mühendisi Engin Yurdakul da sürekli sağından solundan hakemlerin geçtiğini görmüş. "Bazen mesela sağ taraftaki kör noktadan bir hakem bana doğru geliyormuş gibi hissediyordum. Dönüp baktığımda orada kimseyi göremiyordum. Benim sık sık hissettiğim bu oldu" diye anlatıyor. "KEŞKE BİR 55 SAAT DAHA OLSA" Denemeciler,  başlangıçta birbirlerinin ismini bile bilmeseler de orada sıkı dostluklar kurulmuş. En son kalan 14 kişi "grubu bozmadan bu işi tamamlayalım" diye düşünmüşler. Birbirlerine destek olmaya çalışmışlar. Belgesel filmci Gürşat Özdamar "14 kişi kaldıktan sonra gerçekten bir ekip gibi olduk. Beraber olmak, o ekibin içinde yeralmak gibi duygular bizi çok motive etti" diye anlatıyor. SİNEMAYLA YAŞADILAR
AFM Suadiye Sineması'nda 55 saat 23 dakika boyunca Crouching Tiger Hidden Dragon ile başlayıp 40 Gün 40 Gece ile sona eren maratonu tamamlayan 14 kişi:

Aycan Çevik (22) Öğrenci
Faruk Oralbi (29) Antikacı
Uğur Özdemir (32) İnşaat mühendisi
Adem Koçal (21) Öğrenci
Yamaç Hasin (30) Borsacı
Zülal Dalbaş (29) İnşaat Teknikeri
Hüseyin Özgür Doğan (26) İnşaat Mühendisi
Erdal Bektaş (20) Öğrenci
Ceren Uysal (20) Öğrenci
Meriç Burçin Özer (28) Gemi Mühendisi
Önol Taşöz (30) Endüstri Ürünleri Tasarımcısı
Gürşat Özdamar (37) Belgesel/kısa filmci
Engin Yurdakul (27) Makina Mühendisi
Ayça Bumin (23)Yönetmen Yardımcısı

Gemi mühendisi Meriç Burçin Özer de bu konuda "Bu kadar insan biraraya gelmiş, bir şeyler için emek harcıyor. Siz de o salonda bulunan insanlara karşı sorumluluk hissediyorsunuz. Bu da sonuna kadar dayanmak için sizi motiv ediyor" diyor.

Özer denemede göz yorgunluğundan musdarip olanlardan. "Akrep Kral'ı izlerken sanki oradaki dövüş sahneleri benim gözlerimde yapılıyormuş gibi hissettim."

Denemndin en genç katılımcılarından 20 yaşındaki Ceren Uysal da hem gözlerinin yorulmasını önlemek hem de uyanık kalmak için pet şişelerle yüzünü yıkamış. En büyük desteği de kendisiyle birlikte denemeye katılan erkek arkadaşı Erdal Bektaş'tan almış. 

İnşaat mühendisi Özgür Doğan bu denemeyi birarada eğlenme çabası olarak yorumluyor. " Aslına bakarsanız çok önemli bir şey yapmadık. İnsanlar buzullarda kalıyor. Bizde en fazla uyursan diskalifiye oluyorsun. Ama bir süre sonra gidebildiği yere kadar gitsin istedik. Bunu başarmak istedik"

Bu 55 saatin sonunda yarışmacılar hem bir rekor denemesine katılıp başarmanın sevincini yaşıyorlar hem de birbirlerini tanımanın mutluluğunu. Sinemayı yine her zamanki gibi seviyorlar. Hatta aralarında denemenin bitiminden bir gün sonra sinemaya gidip film izleyenler bile var.

Bir ortak nokta denemenin sona ermesinin onları hüzünlendirmesi. "Keşke" diyorlar "Bir 55 saat daha olsa"...

Nazan MENGÜ (Hürriyetim/ Kültür-Sanat)

 

 

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=105880

Visit glFusion

 
 
 

Topics

My Account





Sign up as a New User
Lost your password?

Auto Translations

  • Arabic
  • Bulgarian
  • Catalan
  • Chinese Simplified
  • Chinese Traditional
  • Croatian
  • Czech
  • Danish
  • Dutch
  • Filipino
  • Finnish
  • French
  • German
  • Greek
  • Hebrew
  • Hindi
  • Indonesian
  • Italian
  • Japanese
  • Korean
  • Latvian
  • Lithuanian
  • Norwegian
  • Polish
  • Portugese
  • Romanian
  • Russian
  • Serbian
  • Slovak
  • Slovenian
  • Spanish
  • Swedish
  • Ukrainian
  • Vietnamese

Who's Online

Guest Users: 4

What's New

Stories

No new stories

Comments last 2 days

No new comments

Trackbacks last 2 days

No new trackbacks

Files last 14 days

No new files
No new comments

Links last 2 weeks

No new links

Media Gallery last 7 days

No new media items

Upcoming Events

There are no upcoming events

Poll

Tell us your opinion about glFusion

What is the best new feature of glFusion?

  •  CTL Support
  •  Integrated Plugins
  •  Nouveau Theme
  •  Enhanced Security
  •  Other
This poll has 1 more questions.
Other polls | 0 votes | 0 comments