Anonim Sinema
Halk Matinesi
Sign Up!
Login
Welcome to Anonim Sinema
Sunday, September 05 2010 @ 01:21 AM CDT
Email Article To a Friend View Printable Version

Her ºey dahil, sinema hariç!

General News

Her ºey dahil, sinema hariç!

Kıyı boyunca uzanan oteller turizm beldelerinde
alıºılmıº ºeyler. Asıl alıºılmadık olan 10
katlı, 15 katlı binalar. Bir büyük ºehirde doğal
karºılanabilecek ve hatta alçak sayılan bu kat yüksekliğine sahip
binaları Kuºadası�nda sıklıkla görebilirsiniz.

Bu yöreye turizm amaçlı konaklamaya, büyük kentlerden insanların
geldiği düºünülürse zaten bu kiºilerin bu çok katlı binalara
yabancı olmadığı ve hatta bunlardan bunaldıkları
için soluğu tatil yerlerinde aldıkları bile düºünülebilir.

Ve üç tarafı denizlerle çevrili olduğunu her fırsatta
tekrarladığımız bu �kısrak baºında� her nedense
denizlere ulaºmak öyle sanıldığı gibi kolay değildir.
Beton duvarlar, tel örgüler karºılar sizi, eğer bir ºekilde otellerin
arasından bir daracık yol bulabildiyseniz. Ki, bu durumda bile
ºanslısınızdır, çünkü pek çok yerden denize ulaºmak mümkün
değildir. O zaman yüzmek isteyenler konakladıkları otellerinin
havuzlarını �tercih etmek� durumundadırlar.

Yatak kapasitelerinin tam dolu olmaması nedeniyle turizmcilerin
geliºtirdiği �her ºey dahil� uygulaması ise ilk baºta amacına
ulaºır gibi görünse de uzun vadedeki faydaları tartıºılmaya
değer. Çünkü yerli olsun yabancı olsun turistin oteldeki tüm
harcamalarını fiyata dahil etmek, içki içmek için bile olsa bir baºka
yere gitmemesine yol açmaktadır. Dahası extra�dan yol parası
ödememek için o yöredeki ören yerlerine dahi gitmek istememektedir, ben
tanığım.

O zaman bugünün faydalı bir uygulaması görünen ºey, orta vadede bir
kabusa dönüºecektir. Bu, gün gibi ortadadır. Biraz daha fazla kazanmak
uğruna turistin önünü kesmek, yine çok bilinen tabirle altın
yumurtlayan tavuktan olmak demekten baºka bir ºey değildir.

Yani velhasıl, bir turizm cenneti olan ülkemizde, ºirin bir tatil beldesi
olan Kuºadası�nda turizmin fotografını böyle çektim ben. Kadraja
girmeyenler de olmadı değil. Onları baºka bir pozda verebilirim.
ªimdi asıl konuya geçelim.

Böyle bir yerde, Kuºadası�nda gerçekleºtirilen film festivalinde de denizi
göremedik, otelimizden çıkmadık, her ºey dahildi ama sinema
bulamadık!

Çünkü bu festival organizasyonu belki tüm iyi niyetini kullanmıºtı ama
bunlar çok katlı binalardı, denize giden yolları dikenle
çevreleyen engellerdi, denize ulaºmak varken havuzda oyalanmamızı
öneren metr de hotellerdi.

Oysa turistler deniz için Kuºadası�ndalar, oysa ben sinema için
Kuºadası�ndayım.

Oysa ben sinema için hayattayım.

Sinema, öncelikli olarak yerel yönetimlerin derdi olmaktan çıkıp
gerçek sinemacıların derdi haline geldiğinde sinema
olacaktır. Yükselen bir ilgi alanının rantını paylaºma
derdinde olanlar bir iki yıl bu iºi sürdürürler. Belki de uzun yıllar.
Ama benim Türkiye Sinemasına iliºkin derdim var. Festival olsun ya da
olmasın.

Türkiye Sineması önündeki engelleri aºabilecek ataleti, devinimi ne
yazık ki gösterememektedir. Kazık çakılmıº bir biçimde
olduğu yerde beklemektedir. Oysa sinema bir serüvendir, yolculuktur. Yola
çıkma zamanı çoktan geldi, geçiyor.

Bugün eline kalem alan, ağzı laf yapan insanlar Yılmaz Güney der,
dururlar. Baylar, bayanlar, Yılmaz Güney tabusunu, mitini aºın
artık. O, döneminin devrimci sinemasını yaptı. Bugün de
devrimci sinemaya ihtiyaç vardır. Ama onun gibi olmaya çalıºmak, onu
taklit etmek hem çirkin, hem yanlıºtır. Bugün 20 yıl öncesindeki
gibi yaºamıyoruz. Emin olun, Yılmaz�da yaºasaydı sineması
daha baºka olurdu. Kendini aºardı.

Yapma, uydurma, gerçekçi olmayan sıfatlar, tanımlamalarla kendilerini
bir yere koyanlar, bir gün gerçek sinemanın altında kalıp
ezileceklerdir. Bugünün lafazanları, ödül toplayıcıları,
festival götürücülerine diyeceği bir ºeyleri olmayanların
durumları da farklı olmayacaktır.

Kısa film festivalinde kısa film panelinin iptal edilmesine suskun
kalan bir kiºi sinemacı olabilir mi? İptal eden zaten olamaz!

Sinema susmak değildir. Susturmak hiç değil. Sinema
bağırmaktır.

Sinemanın bir takım hastalıklı zihniyetlere teslim
edilmesinden doğacak arızaların telafisi mümkün olamayabilir.
Yurdum insanı BBG kültürünü sinemada da görmeye
alıºtırılabilir. ªarlatanlar sanatçı diye
alkıºlanmıº olabilir.
Böyle bir durumda birinci vazifen: Sinema yap. Onlar ne derse desin, onlar ne
yaparsa yapsın, sen sinema yap. Kendi sinemanı bul, sineman kendi
izleyicisini bulur. İzleyici de dert değil. Sineman seni bulur.

 

Tue Jul 9, 2002

Email Article To a Friend View Printable Version

Dans Olmadan Edemeyiz

General News

DANS OLMADAN EDEMEYİZ

Evrensel bir olgu olarak dans insanlığın en eski kendini ifade etme biçimi, en eski iletişim aracı ve belki de ilk sanat eylemidir. Zamana ve ortaya çıktığı dönemin toplumsal özelliklerine bağlı olarak yapısı, biçimi, amacı ve işlevi değişkenlik gösterse de, insanın her zaman ve her yerde dans ettiğini söyleyebiliriz.

Elbette önceleri yalnızca bedenin doğal hareketleriyle, el çırparak ve ayak vurarak sağlanan bir ritim eşliğinde başlayan dans, insanın doğaüstü güçlerle ya da kendi dışındaki bilinmeyen evrenle kurduğu törensel nitelikte bir ilişki ya da birleşimdi. Avcılara bol av hayvanı, savaşçılara düşmanlarına karşı zafer ve çiftçilere bol ürün için dua, yakarış ya da tanrılara şükran göstergesi olarak yapılan dans, avı, düşmanı ya da ürünü taklit etmeye ve büyüye dayalıydı. Tanrıların da dansettiği düşünüldüğünden kutsal bir eylem sayılan bu danslara hemen herkes katılırdı.

Sonraki dönemlerde tedavi ya da mistik amaçlı yapılan danslara da rastlıyoruz. Ayrıca, doğum, evlenme ve ölüm gibi insan yaşamındaki çok önemli anlar da danslı törenlerle ifade edilmeye başlandı. Toplumsal gelişimle birlikte insan, dinsel bir kaygı ya da zorunluluk olmadan, giderek yalnızca kendisi için de dansetmeye başladı. Yoğun, coşkulu, dinamik bir duygu ve neşeyle bütünleşen dans, eğlence kavramına da doğrudan bağlı olarak, bireysel ya da topluca hoş vakit geçirme, duygu ve coşkuları dışa vurma aracı haline de geldi.

Dansın simgesel ve yaratıcı bir gösteri sanatı haline gelmesinde yine toplumun eğilimleri belirleyici olmuştur. Genellikle şölenlerde yer almaya başlayan dans, tiyatro ile birlikte gelişmiş, başta müzik ve edebiyat olmak üzere diğer sanat dallarıyla da iç içe olduğundan hızla büyümüş, koreografik bir biçim almaya başlamıştır. Profesyonel dansçılara, gelişmiş kurallara, tekniğe ve belli disiplinlere dayanmış ve estetik açıdan da üstün bir bütünlük derecesine ulaşmıştır artık.

Yani insan her zaman ve her yerde dansetmiştir.

Eski çağlara ait dansları ancak mağaralara çizilen resimlerden, toprak ve killerden yapılan heykellere bakıp varsayım yapma yoluyla öğreniyoruz.

Ama artık günümüzde mağaralar yok. Bugüne ilişkin belirlemelerin geleceğe aktarılmasında sinema bir araç ve yöntem olarak kullanılabilir miydi?

Evet!

(devam edecek)

 

 

Tue Sep 10, 2002 11:14 am

Email Article To a Friend View Printable Version

ihtiyaçtan ev arkadaşı

General News
Bu aydan itibaren 350 milyon olacak ev kirasını paylaşmak üzere çok acele sıfır grubu arkadaş ya da arkadaşlar arıyorum, (bu kişi ya da kişiler isterlerse evde de kalabilirler)
 
Bu arada kiranın bana kalan kısmını ödeyebilmek için de iş arıyorum. Aklınızda olsun.
 
Ev, İstanbul köyü mücavir alanında, Beyoğlu semtselinin Cihangir mezrasındadır. Doğalgazlı değildir, doğal olarak ısınılıyor. Daha başka ayrıntıları öğrenmek isterseniz buyrun gelin.
 
Kendim ilgili bilgileri  www.gursat.tr.cx  adresinde bulabilirsiniz.(yalnız hotmail bu linki bozuyor, sonra bu çalışmıyor demeyin diye açıklıyorum, siz bunu kendi browserinize adres olarak girmelisiniz)
 
Başkaca ne deyim?
 
 
 
 
 
Email Article To a Friend View Printable Version

şimdi de sinema sanatçısı olmaya karar verdi

General News

Şey, yok, bu kez Aydın Doğan değil bu söz edilen. Manchester United takımının dünyaca ünlü oyuncusu David Beckham, sinema sanatçısı olmaya karar verdi. Beckham, Harvey Keitel ve Dennis Hopper ile rol alacağı filmde gözü dönmüş bir suikastçiyi canlandıracak. Her adımı olay olan Beckham, reklam yıldızlığından sonra şimdi de sinemaya el attı. �Red Light Runners� adlı filmde tecrübeli oyuncularla kamera karşısına geçecek oyuncuyu zorlu bir rol bekliyor. Filmin yapımcısı Clark Waterman, rolün �Pulp Fiction� filmindeki Marcellus Wallace�ı anımsattığını söyledi. Waterman, Beckham�ın rolünün �karanlık ve çılgın bir kişilik� olduğunu belirtti.

Bu arada sanatçı olmanın 'karar verilen' yönü ile ilgilenen var mı aranızda?

 

 

Sun Jul 21, 2002 1:52 p

 

 

Email Article To a Friend View Printable Version

kısa filmde atılım var

General News

Körler sağırlar birbirini ağırlar

Değerli arkadaşlarım, alışık olunmayan bir biçimde
yazmak durumunda kaldığım için özür dilemeyeceğim bu
kez. Çünkü bu gruba ait sorumluluklarımın ötesinde
hayata karşı sorumluyum. Aslolan hayattır. Sinema
bahane.

Moderasyon ile ilgili düşüncelerimi belirtiğim ve bir
örneğini grubumuza da gönderdiğim bir yazım, yine
üyesi bulunduğum kisafilm ve karafilm gruplarinda,
yazının içinde hiçbir şiddet ya da doğrudan karalama
ya da spam öğesi bulunmamasına rağmen hiçbir mantıklı
gerekçe gösterilmeden sansüre uğramış, hiç tanımadığım
mnaci imzalı bir şahıs isteğim dışı aşağıdaki yazıları
özel posta hesabıma göndermiş ve sonrasında beni
kısafilm grubundan çıkarmıştır.

Kim olduğunu bilmediğim kişilerle nasıl yazışabilirim
demektedir. Yahu, be adam, gruba sokarken
iskele_alabanda sana ne ifade ediyordu, o zaman aklın
yok muydu sormak. Hem bu isim benim daha önce
kullandığım, alışık olduğum bir isim, kendimi gizleyip
kaçak güreşmek derdinde değilim. Yazdıklarım ortada.
Hem beni bu grupta yarıya yakın insan şahsen tanır.
Geçenlerde yeni bir belgesel projem için açık çağrı
yaptım, beraber çalışalım diyenler beni Ankara
Garından karşılasınlar diye. Bir tek Yücel oradaydı.
İsteyen olursa ben yine ortak üretimlerden yanayım
kısafilm'dekiler de dahil.

mnaci alta isim koymak diyor birde. Doğru, kimin
altında olduğu anlaşılıyor pekala!

Aynı yazıyı karafilm'de yayınlamayan karanlıklar
prensesine de öpücük. Onun tutumunu da burada teşhir
etmek durumundayım. Eğer hala yayınlamazsa o da atsın
beni, ciddiyim. Kendini de a_sinema'dan atsın.
İhtiyacım yok karanlıklarınıza benim.

Yalanlar üzerine kurduğunuz sanata da hayata da hayır!


iskele_atılanokhedefiniarar_alabanda

 

Tue Jun 4, 2002 1:07 am

 

Email Article To a Friend View Printable Version

bir grup insan grubu

General News

iletisimin teknolojiye ne denli gobekten bagli oldugunun sanirim
farkindayiz. iki kisi arasindaki de oyle, kalabalik gruplarda da
sanirim oyle.

peki teknolojinin bir hikmeti sayilabilecek bir elektronik posta
grubunda iletisim deyince ne anliyoruz? birbilerini dogal ortamda pek
goremeyecek, baska baska kentlerdeki ve hatta ulkelerdeki insanlari
yalnizca bir klavye mesafesinde yaklastiran posta gruplarindan ne
anliyoruz?

bir arac olmasi, iletisimi kolaylastirici ozelligi ile anilmasi
gerekirken zaman zaman basli basina bir amac haline dondugu da bilinen
bir gercek. bu durum icinden cikilmaz durumlari da dogurmuyor degil.
henuz bunlar yeterince irdelenmis ve halledilmis degilken eski ve
ilkel aliskanliklarimizin da devreye girmesiyle bir baska durum da
kendisini gosteriyor.

evet, en son gelismelere ragmen en eski ve ilkel aliskanliklarimizdan
biri. bizden olmayani d�sman gormek, ona yasam hakki tanimamak, dilini
kulturunu baski altina almak, yasaklamak, bunlari yapabilme hakkini
kendinde gormek, bunlari uygulamak icin silahli gucler olusturarak
dogrudan ya da gizli savaslar yapmak.

insanlik tarihi savaslarin sekillendirmesi ile yol almiyor mu?

ama barista oldugumuzda da, gelistigimizi soyledigimiz anlarda da,
teknolojinin gelismenin ve ozgurlugun yolu oldugunu soyledigimiz bir
ortamda da yukarİda saydiklarimizi bulmak pek mumkun.

bir eseri yok saymak, yasaklamak, yazilan bir elektronik postayi
engellemek ve hatta bunu yazdiÛi icin kisi uzerine yaptirim uygulayip
baska yazilarini da engellemek ve nihayetinde bagli ya da uyesi oldugu
elektronik haberlesme grubundan a t m a k.

tum bunlari dogalikla karsilayan, onaylayan, suskun kalan kimseler ya
da tum bu gelismelerden rahatsizliklarini her firsatta bildirmeye
calisan, gercek gelisimin onculeri olan bireyler.

kendimizi baskalarina anlatabilmenin biricik yolu baskalarini anlamaya
calismak olmalidir. kendimiz olabilmenin yolu da bir baskasi gibi
dusunebilme.

farkliliklarimiz utanc ya da baski kaynagi degillerdir, olamazlar,
olmamalidirlar.

farkliliklarimizla yasamayi ogrenmedigimiz, bir baska kisiye ya da
fikre tahamm�l etmeyi bilmedigimiz surece ozgur olmayi beklemeyelim.

ozgur olmayi denemeyen insanlar baskasini susturmaya calismak yerine
lutfedip kendileri sussunlar.

tarih ozgurluk savasimlarini yazar, baska bir seyi degil.

(ha, zorbalari da yazar elbette bir kenti, roma'yi t�mden yakan
neron'u, ama bug�n neron yoktur, roma hala vardir)

bu elektronik haberlesme gruplarİ da olacaktir biz istegidimiz surece.
moderatorler gercek islevlerine donmeli, yazismalarİ yasaklamak degil,
guncel olaylar hakkinda kendileri tartisma baslatmali, yonlendirmeli,
daha da kizistirmali, t�m taraflari dinlemeli ve dinletmeli, yani
okumali ve okutmalidirlar.

bir moderatore ancak boyla tahammul edilebilir. yoksa bir tarafin
borazani olursa hele de haklinin degil 'guclunun' tarafinda olursa bir
gun grubunda kimseyi bulamayacaktir.

t�m sinemaseverleri ya da sevmezleri a_sinema'ya uye olmaya, uyeleri
bu grubu daha isler ve islevli kilmaya, baska grupta seslerini
duyuramayan dostlari da bu grupta da yer almaya cagiriyorum.

hakliliklarimizi ve farkliliklarimizi duyurabilme konusunda moderator
kavramini hic kullanmayan ve kullanmayacagini (yahoo boyle bir hak
taniyor olmasina ragmen ve istense baska bir moderatorle ya da
moderatorlerle ' k o n u s a b i l e c e k k e n' kendi kararini
belirlemede kendi ozgur iradesine guvenen) 'grubun moderatoru yoktur'
ibaresini bir imza gibi koruyan a_sinema'ya destek olalim.

iskele_a_sinema_alabanda

 

May 30, 2002

Email Article To a Friend View Printable Version

Ege Ü. 2. Uluslararasý kýsa f.festten notlar

General News
Re: [a_sinema] Ege Ü. 2. Uluslararasý kýsa f.festten notlar

Bizimde bir diyeceğimiz bulunur elbet.

Efendiler, ben Ege Üniv'den 92 yılında mezun oldum. Tabi o zamanlar ne üniversitede sinema etkinliği var ne de iskele_alabanda'nın fikriyatında. Sonuçta bir YÖKsek öğretim kurumu var ortada. Özgür bilimin değil adının geçtiği ayaklar altına alındığı bir dönem yaşandı tüm üniversitelerimizde. Bir doldur boşalt sisteminin dişlileri arasından ancak 'MEZUN' olarak kurtulabilinirdi ben de öyle yaptım, 'MEZUN' oldum. Okul bana hiç bir şey vermedi demeyeceğim ama benden pek çok şey aldı.

Şimdilerde eğitim sisteminde özelleştirmelerin artmakta olduğu bilinen bir gerçeklik. En basit işlerin bile taşeron firmalara verildiği devlet üniversitelerinin yanı sıra holding sermayeleri ile kurulan ve öğrenci değil müşteri, özgür düşünce değil beyin yıkama, aydınlanma değil aydın yakma temelinde işleyen, bu zihniyetle boğazdaki orman arazilerini bile işgal eden, pek çok şirketle doğrudan göbek bağı bulunan kurumlardan söz ediyoruz. Uyanın baylar, bayanlar, üniversitelerden söz ediyoruz.

Ve şimdi siz bu çarkların içinde posası çıkarılan gencecik beyinlerin S A N A T mı ürettiklerini söylüyorsunuz. Geçiniz. Binlerce dolar tutarındaki yıllık harçları ödeyebilen öğrencilerin kayırıldığı bu 'merkez(!)lerde' hangi özgünlükten ve özgürlükten söz edebiliyorsunuz?

Festivallerin çok afedersiniz .okunun çıkarıldığı bir dönemde, özgür ve gerçekten gelecek vadeden nitelikteki yapımların önünü açmak yerine, sinema bu sözünü ettileri üniversitelerin hücrelerinde hapsedilmek mi isteniyor. Belli ki öyle. Bu ülkede parası olanın ve sistemden yana olanın her bir şeyden daha fazla nasiplenmesi ve her bir şeyi en iyi bilir olması durumu devam ettiği sürece, çok afedersiniz sinemayı da en iyi bunlar bilirler  mi diyeceğiz. Yani onlardan icazet mi alacağız. Yani benim filmimin iyi! mi yoksa kötü!mü olduğunu bir kaç tüccar mı belirleyecek. Korkmayın ben zaten sizin beğenmeyeceğiniz filmler yapıyorum. Sizi anlatıyorum.

Ödül verilen parayla AKÜN gibi kapanan ya da durumları cidden zor olan sinemalara neden destek olunmazki sanki. Neden öğrencilerinizi o sinema önüne toplayıp en azından bir basın açıklaması yapmıyorsunuz. Ya da bu grupta bir iki satır yazmıyorsunuz. Neden. Suskunluğunuz neden. Sıcacık koridorlarınızda gezinmek daha mı eğlenceli. Yoksa siz festival düzenleyip akademin ünvanınıza bir çentik daha mı oydurmak niyetlisisiniz. Ya da okulunuzu bir sonraki yıl daha yüksek meblağlarla pazarlayabilme stratejisidir. Elbette daha yüksek maaş. Sahi ne kadar kazanıyorsunuz. Ve bunun ne kadarını sinemaya yatırıyorsunuz. Yaptığınız filmin her festivalde ödül alması için siz kimlere ne kadar ödüyorsunuz kuzum, bakın şimdi pek merak ettim. Reklam ve PR bütçeniz nedir. Kimler bu tatlı pastadan parmaklarını yalıyor bizim çocuklar ödünç bir kamera bile bulamazken.

Festival enflasyonuna bir son verilmelidir. Belki OSCAR DAHİL şaibeli ve kimin ne yaptığı belli olmayan hiç bir yarışmalı ve ödüllü festivale mümkünse bi zahmet katılmayalım. Çünkü her defasında kaybeden sinemamız oluyor. Uyanık olalım. (Saygın ve yetkin derneklerimizin ve meslek birliklerimizin, yıllardır başarıyla sürdürdükleri festivaller elbette bu değerlendirme dışı)

Para ile, şöhretle, ödülle satın alınmaya hayır. Özgür ve özgün sanata evet.

iskele_ankaranınhavasıbanadokundusanırımagresifoldumsongünlerdezatenpiyanistfilminidekarıştırdımkarizmayerlebir_alabanda

 

Tue May 28, 2002 3:19 am
Email Article To a Friend View Printable Version

Her yaştan yeni yüzler (sinevole)

General News

Günümüzde sinemanın eğlenme-eğlendirme işlevinin, onu
sanat yapan çabaları gölgede bırakacak boyutlara
ulaştığı gözlemlenebiliyor.

Şöyleki, İstanbul Film Festivali sırasında bazı
filmlerden izleyicilerin oflayıp puflayarak, kimi
zaman yüksek sesli söylenerek filmleri yarıda bırakıp
çıktıklarına tanık oldum. (Bu benzeri ve önceki
festivallerde de rastladığım şey, en son örnek olduğu
için İst. Film Festivali dedim, özel bir kasıt yoktur)
Bu filmlerin bazılarının biletlerinin daha
rezervasyonlar yapıldığı günlerde tükendiğini de bilgi
olarak biliyoruz.

O halde o filmi izlemek isteyen daha pek çok kişi
olabilecekken, bir şekilde bilet alıp, koltuğuna
oturup bir festival izleyicisi gibi davranmayarak,
festivalin özgün, deneysel, alışılmadık filmler ve
öyküler ve oyuncular ve yönetmenlerle tanıştırma
felsefesine aykırı davranıp, üstelik çevresindeki
izleyicileri de rahatsız edip, dahası festival
yönetimi hakkında abuk sabuk konuşmalar yapanlar da
vardı. Sayıları öyle az da değildi.

Öyle masumane durumda bulduklarımı saymazsanız diğer
tümünde 'ben para ödedim, paramın karşılığını
alamadım' düşüncesinin en kaba ama en açık biçimde
tezahürüyle karşılaştığmı söylemeden geçemeyeceğim.

Bir sanatsal etkinlikte bulunmayıp bir hafta sonu
sevgilisini koluna takarak bir çay bahçesi sefasından
ve yaptıkları alışverişten sonra çerez babından
gittikleri bir eğlenti olarak baktıklarını okudum
sinemaya.

Bu şu durumu da çok net bir biçimde ortaya koymuştur.
Sinema izleyicisi bilinçli değildir. Ne filmini
seçerken, ne sinemasını seçerken. (Söz sinemalardan
açılmışken, diğer kentleri bilmiyorum, yanılıyorsam
düzeltin, ama bir büyük şehir olduğu dillerde sakız
edilen İstanbul'daki pek çok sinema salonu abudik
gubidik bir durumda.

Hem mimarisi ve buna bağlı olarak akustik ve görsel
uyumu facia (altyazılı fimlerde alt yazı bile
okunmuyor koltukların kendi yüksekliklerinden, bir ki
fazla daha koltuk olsun diye yarım metre perdenin
önünden itibaren dizilmeye başlanmış sinemalar var ya
da perdeyi karşıdan değilde çapraz bir yerlerde gören
koltuklar yerleştirilmiş, hem de birçoğunda sinema
işletenler gereken özeni göstermiyorlar ne
sinemalarına ne de sinemamıza!)

Efendim, sinema izleyicisi bilinçsiz de oyuncusu
bilinçli mi? Valla, bu konuda iyimserim. Çünkü pek çok
kere badireler atlatan, raydan çıkan sinemamız, bugün
hala keyif ve gururla izlenebilen yapımlarla karşımıza
çıkıyorsa bunda iyi niyetli ve olabildiğince samimi
emekçi sinemacıların payı çoktur.

Ama şimdilerde iyi rayting alan televizyon dizilerinde
oyunculuğun buna bağlı olarak iyi gelir getiriyor
olması pek çok tiyatro oyuncusunu da bu alana çektiği
gibi, popüler olma, reytingi abarta gibi yöntemler
sonucu halk arasında 'manken' denilen sahsiyetlere de
bolca 'görünme, gösterme' fırsatının verildiği de
bilinen bir gerçekliktir.

Tüm bu kesim televole gibi abuk sabuk 'program'ların
baş konkları oldukları gibi ana haber bültenlerinde de
buy göstermektedirler. Böyle olunca da bu ve benzeri
kimseler tüm parasal avanta(j)larının yanı sıra
'saygın' bir duruma da sokulmaktadırlar. İşsiz ya da
dar gelirli insanlar da, arada sırada sıfırdan zirveye
ulaşmış yıldızlarımız! hakkında daha çok şey okur ve
izler oldukça kurtuluşu bir diziye atmak, kızını
manken yapmak, bir reklamda oynamak ya da evinin bir
kısmını mahallenin delilerine pardon muhtarlarına
kiralamak gibi çözümlere! başvurmaktadırlar.

Yurdum insanının hali zaten bellidir (bir belirlemeye
göre %70'i aptaldır). Şimdi bu insanlar dün ne idiler
ki sinema oyuncusu olduklarında ne olsunlar
diyebiliriz.

Netekim bu son dönem oyuncuları kolay yaşam ve kolay
para kazanma kültürlerinin belirgin özelliklerini
üzerlerinde barındırdıkları yani menfaatçi oldukları
sürece, sinemayı ve hala sanat olabilmeyi sürdürüyorsa
sinema sanatını umursamayacaklardır. Bir göktaşı
tepelerine düşene keder holivut yörüngesinde
gezinmelerini sürdüreceklerdir. Sinevole'ler yapılsın
onlara göre.

Bir örnek vereceğim. Bir beyaz A-4 sayfasının üst
tarafında aşağıda okuyacağınız, virgülüne dokunmadan
tekrarladığım yazı yer almakta, kağıdın aşağısı dikey
olarak yaklaşık on eşit ve herbir parçasında adres
bilgilerini içen parçaya kesilmişti ve ben bunları
duvarda gördüğümde yalnızca bir kaç parça kalmıştı. Ve
bu kağıt belki onlarca kez çoğaltılmış ve dört bir
yandaki duvarlara yapıştırılmak usulüyle
sergileniyordu. Şimdi, oyunculuk gibi önemli olduğunu
düşündüğüm bir alanda kimlerin elinde olduğumuzu
düşünmeye, yarın öbür gün 'ben oyuncuyum' diye
karşımıza çıkacak kimselerin deneyim ya da eğitim
olarak hangi duvardan bu ilanı söktüklerini
anlatmaları gibi bir karabasanla karşılaşmak için
duyarlı olmaya çağırıyorum. Ve oyuncusu böyle olan bir
sinemanın izleyicisi de olmaz, tekrarlıyorum, olmaz.
Onlar olsa olsa takip ederler, izleyici olamazlar.

ACİL
Reklam,klip,Tv dizileri ve Sinema Projelerinde
Yer alacak
Her yaştan,
Yeni yüzler Aranmaktadır.
d.f.g.s. Production

(Burda da adres verilmiş)

Buraya giden kişilerin de, bu duyuruyu yapan kişilerin
de bizim bir kaç gündür konuştuğumuz örneğin 35 mm mi,
digital mi konusunda ne söyleyeceklerini merak ediyor
musunuz benim gibi?

iskele_sinevole_alabanda

 

 

 

Tue Apr 30, 2002

Email Article To a Friend View Printable Version

Bir kısa film nasıl çekilir (2)

General News

Re: Kısa kısa (2)

j - Filme ait storyboardlar çizilir. Storyboardlar senaryoda yazılan
kurgulanmış sahnenin ya da planın kimi anlık görüntüler=
idir ki
bunları biz kameramandan ya da görüntü yönetmeninden isteriz.
Storyboerdlar filmin geneline bir bakışşta hakim olunabilmes=
i ve
görsel unsurlar içerdiği için kolay algılanması ve uzun süre=
hatırda
kalması gibi özellikleri nedeniyle vazgeçilmez bir yardımcıd=
ır. Zaten
pahalı olan malzemelerin boşa kullanılmaması, zaman&#30=
5;n verimli olarak
değerlendirilmesi için oldukça gereklidir. Ve kimi durumlarda
senaryodan bile daha iyi anlatır filmi bize.

k - Senaryoda belirtildiği üzere çekim yapılacak yerin iç mi yoks=
a
dış mı, gece mi yoksa gündüz çekimi mi olduğu önemlidir=
. Çünkü başta
aydınlatma olmak üzere ve eğer peliküle çekiyorsak kullanıla=
cak
filmin değerleri ile de oldukça ilintilidir. Eğer usta ve iş=
ini iyi
bilen bir ışıkçımız varsa ve elbette uygun de&#287=
;erlerde ve miktarda
ışık da varsa bu pek sorun olmaz. Ama emeklerin boşa gi=
tmemesi için
bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bir tarz olarak doğal=
ışık
kullanacaksak başka.

l - İklim koşulları da çok önemlidir çekim sırasın=
da. Örneğin yağmur
sahnesi varsa bunu kurak bir günde çekemeyiz elbette. Suni olarak
yağmur yağdırmak mümkün eğer çekimi yağmurlu oldu&=
#287;unu tahmin
ettiğimiz bir güne erteleme şansımız yoksa. Ve konunun =
gerçekliği ile
ilgili olarak da çevre önemlidir. Bir çöl sahnesinde martılar geçerse =

olur mu, olmaz!

m - Gerçeklik duygusu eğer tarihi ve belgesel tarzda çekim yopıyo=
rsak
daha da önem kazanır. O döneme ait görsel bilinci devreye sokup, ne
var ne yok aynen temin etmeye çalışmak lazımdır. Bu bel=
kide film
yapımının en farklı yanını oluşturur. Çü=
nkü bildik bilmedik diğer tüm
alanlarla işbirliği içine girmek gerekliliği doğurur. =
O dönem
mimarisinden tutun da insanların gömleklerinin yaka biçimlerine kadar =

her bir şeyden 'sorumluyuzdur' artık.

n - Aksi bir durum istenmedikçe ve yeretılmadıkça izleyici kamera=
nın
gösterdiğini kendisi görmüş gibi algılama eğilimi içind=
e olacaktır.
Yani kamera izleyicinin gördüğünü görür. Öykü kurgularken de bu
hatırdan çıkarılmasa fena olmaz.

o - Yukarıdakinin tersine öykü gereği kamera izleyiciyi
yabancılaştırma işlevini de görüyor olabilir. Bunu ba&#=
351;armak pekala
kolaydır. Bilinen pek çok başarılı uygulama vardır=
. Denenerek kolayca
daha özgün şeyler de bulunabilir.

p - İnsan gözünün görme açısı 210 derecedir.

r - Bir mekanda aynı zamanda geçen olaylar bütünü bizim sahne
dediğimiz şeyden başkası değildir.

s - Bir filmdeki öykü düz olarak alatıldığı gibi, (yani=
bir çocuk
okula başlar, mezun olur bitirdiği okula öğretmen gelir, ord=
a başka
bir öğretmene aşık olur) geriye dönüşlü olarak da anlat=
ılabilir (bir
asker düşman ateşi altında kalır, kaçacak yeri kalmam&#=
305;ştır, oturur,
çocukluğunu, geçen yaz gittiği tatili hatırlar). Ya da Gelec=
eğe
Dönüş'de başarılı bir biçimde kullanılan ileri do&=
#287;ru anlatım.

t - Film üzerinde pek çok yöntemi kullanarak hile yapabilirsiniz.
Örneğin kamera ile. Oyuncu dururken kamera hareket ettirilerek sanki
oyuncu gidiyormuş izlenimi verilebilir. Bundan başka objektif
ayarlarını öndeki ya da arkadaki oyuncu ya da nesnelere bağl=
ı olarak
değiştirerek de bir tür hile yapabilirsiniz. E, zaten oyuncu bir =
hile
makinasıdır, dekor deseniz o da öyle. Narin yapılı bir =
oyuncuyu
Rambo, ufak çakıl taşlarını kayalık olarak gösterm=
ek pek mümkün.
Bluebox'ı bilirsiniz. Şu süpermen benzeri 'uçucu'
kahramanların 'yakıtı'. Uçacak oyuncunun dışı=
ndaki her şey ve yer
mavidir. Bu blubox dediğimiz alet çevredeki bu mavilikleri yok
sayarak buradan elde ettiğimiz gürüntüyü başka bir görüntü üzerin=
e
bindirmemize, izleyenlerin nasıl oluyo da oluyo demesine olanak
sağlar. Efendim, bilgisayar teknolojisinin gelişmesiyle birlikte =

silikon denen grafik makineleri bir sürü yaratık, dere, tepe, tarih
öncesi ya da uzay çağı backgroundları hazırlamada müthi=
ş derecede
hizmetimizdeler. Bir bilgisayar sanallğının üzerine canl&#30=
5; oyuncular
yerleştirebildiğimiz gibi, bütün oyuncuları da dahil her&#35=
1;eyi sanal
filmler yapmak da mümkün. Hilebazlığın sonu yok. Eskiden ol=
muş bir
olay havası vermek için de mesela renkleri kurcalarız, sarart&#30=
5;rız. Ve
elbette ses. Belkide bunların arasında en önemli ve en akıld=
a kalıcı
olanı ve son zamanlarda film müziklerinin fimlerden bağıms&#=
305;z olarak
da pazarlanması ve alıcı bulmasıyla evlerimizde de film=
e devam
edebiliyoruz. İşte bu film müzikleri filmi gerçek hayatta olmamas=
ına
rağmen müziklendiriyor, kimi yerlerde gerilmemize neden oluyor, kimi
durumlarda filmi komikleştiriyorlar. Ah o müzikler yok mu? Öldürürler =

insanı vesselam.


iskele_dertleriniziçinburadayım_alabanda

 

 

Fri Apr 26, 2002

Email Article To a Friend View Printable Version

Bir kısa film nasıl çekilir (1)

General News

--- kaptan kata maran <iskele_alabanda@...>
wrote:
> Bir kısa film nasıl çekilir (1)
>
> a - Bir kısa film, bir uzun film nasıl çekilirse
> öyle
> çekilir. Filmin kısa olması çekim tekniğini
> etkilemeyeceği gibi çekim öncesi ve sonrası süreci
> de
> etkilemeyip yalnızca zaman anlamında bir farklılık
> yaratacaktır.
>
> b - Anlatılan öykü anlamında bir tercih olarak 30
> dakika süren tüm filmlerin kısa film olarak
> adlandırılması genel kabüldendir. Ama şüphesiz
> 'kısa'
> göreceli bir tanımlamadır.
>
> c - Anlatacağı şey deneysel ve/veya doğaçlama bir
> şeyse yazılı bir metni olması gerekli değildir. Aksi
> durumlarda, yazılı bir metin varsa, bir öykü ya da
> şiir sinemaya uyarlanıyorsa bir senaryo gerekebilir.
> Senaryo filmi bir başkasının çekip yönetecek olduğu
> durumlarda aktarım için kesin gereklidir.
>
> d - Genel kabül olarak bir senaryoda o filmdeki tüm
> durumlar, tüm konuşmalar yer alır. Ve özellikle kısa
> fimlerde daha özgün bir anlatım biçimi
> geliştirilebilir olması bakımından senaryo, daha
> esnetilebilir. Yönetmen yine de bunların birine ya
> da
> diğerine uymak zorunda değildir.
>
> e - Senaryoda kamera hareketleri de yer alabilir.
> Ama
> bu, eldeki kamera ve onu taşıyacak elemanların
> yeterlilik durumuna göre vazgeçilebilir
> özelliktedir.
>
> f - Keza kameraların açıları da böyle.
>
> g - Sesli çekim yapılacaksa ve kameranın üzerindeki
> mikrofon yeterli değilse ek bir ses kaydediciye
> gereksinim olabilir, ya da daha sonra stüdyoda
> seslendirme sanatçılarına görüntülerin üzerine okuma
> yaptırılabilir, bu pahalıya patlayabilir
>
> h - Kamera titremesi önlenebilir ise faydalı olur,
> gereksiz zoom yapılması cildi bozar, eğer kameranın
> beyaz ayarı varsa herşeyden önce bu yapılmalıdır
> (çekim yapılacak ortamda salt beyaz olan bir bölgeye
> kamera objektifi doğrultulur, kamera bu beyazı esas
> alarak diğer renkleri kendi oluşturur, bu özellik
> her
> kamerada olmaz)
>
> i - Yine bir tercih olarak doğal ortamda çekim
> yapılabilir. Değilse ek ışık kaynakları
> kullanılabilir. Bunların nerelerde ne şekilde
> kullanılacağı deneyerek bulunabilir. Sert ışıklardan
> (gerekmiyorsa) kaçınmalıdır.
>
> j -
>
> iskele_sürecek..._alabanda

 

Thu Apr 25, 2002

Visit glFusion

 
 
 

Topics

My Account





Sign up as a New User
Lost your password?

Auto Translations

  • Arabic
  • Bulgarian
  • Catalan
  • Chinese Simplified
  • Chinese Traditional
  • Croatian
  • Czech
  • Danish
  • Dutch
  • Filipino
  • Finnish
  • French
  • German
  • Greek
  • Hebrew
  • Hindi
  • Indonesian
  • Italian
  • Japanese
  • Korean
  • Latvian
  • Lithuanian
  • Norwegian
  • Polish
  • Portugese
  • Romanian
  • Russian
  • Serbian
  • Slovak
  • Slovenian
  • Spanish
  • Swedish
  • Ukrainian
  • Vietnamese

Who's Online

Guest Users: 5

What's New

Stories

No new stories

Comments last 2 days

No new comments

Trackbacks last 2 days

No new trackbacks

Files last 14 days

No new files
No new comments

Links last 2 weeks

No new links

Media Gallery last 7 days

No new media items

Upcoming Events

There are no upcoming events

Poll

Tell us your opinion about glFusion

What is the best new feature of glFusion?

  •  CTL Support
  •  Integrated Plugins
  •  Nouveau Theme
  •  Enhanced Security
  •  Other
This poll has 1 more questions.
Other polls | 0 votes | 0 comments